CHP Kadın Kolları Örgütü Kadına İlişkin Çalışmalarımız Haber Arşivi İletişim
İktidar Kadınları Kuşatıyor İktidar Çocukları Konuşuyor

 





Cumhuriyet Aynı Zamanda Bir Kadın Devrimidir. Cumhuriyeti Kuranlar; Tercihlerini Büyük Bir Kararlılıkla, Cesaretle Ortaya Koymuşlardır. Cumhuriyetle Başlayan Büyük Toplumsal Dönüşümün Temel Ekseni, Kadın Erkek Eşitliği Olmuştur. Bu, Mustafa Kemal Atatürk’ün En Büyük Projesidir.

Deniz BAYKAL

CUMHURİYET AYNI ZAMANDA BİR KADIN DEVRİMİDİR
CUMHURİYETİN KADINLARA EN BÜYÜK ARMAĞANI KADINI ERKEĞİ EŞİT BİR TOPLUMDUR,
BUNUN TEMELİ İSE AYDINLANMA DEVRİMLERİDİR

Türk ulusu, Mustafa Kemal’in önderliğinde, kadın erkek omuz omuza,  bağımsızlık arayan uluslara ilham kaynağı olacak bir mücadele ile imkansızı başarmıştır. Bağımsız bir devlet kurmuştur. Cumhuriyeti kuranlar dinsel ve dogmatik baskılarla aklın tutsak olduğu yerde, demokratik bir hukuk devletinin kurulamayacağını, toplumsal adaletin ve cinsler arası eşitliğin sağlanamayacağını, çağdaş bir yaşam tarzının gerçekleştirilemeyeceğini çok iyi biliyordu.

Toplumun, Cumhuriyetle birlikte batıl inançlardan, feodal baskılardan kurtulup aklın ve bilimin verileriyle donanması, çağının gereklerine ve koşullarına uygun biçimde yaşaması sağlanmalıydı.

İhmal edilmiş, geri bırakılmış eğitimsiz kadınlar, erkeklerle eşit haklara sahip olmalıydı. Ülke kadınları devrimlerle ilerletilmeli, geliştirilmeli ve kalkındırılmalıydı.

Azim, irade, cesaret gerektiren bu süreçte, cumhuriyeti kuranlar tercihlerini büyük bir inançla ortaya koydu. Kadın erkek eşitliğinin, kadın özgürlüğünün önündeki engeller cumhuriyet devrimlerinin kararlılığı içinde aşıldı.

Temel dayanağı yurttaşlık olan Cumhuriyetimiz; dine dayalı bir devletin çağın ve geleceğin dünyasında yerinin olamayacağını görerek, insanların inancına, imanına, ibadetine saygı göstererek, yeni bir toplumsal düzeni gerçekleştirdi.

3 Mart 1924 Hilafet kaldırıldı. Devlet idaresi ve eğitim din kurallarından tamamen arındırıldı.
1 Kasım 1928 Harf Devrimi gerçekleştirildi.
1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği) çıkarıldı. Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Kız ve erkek birlikte eşit haklarla eğitim görmeye başladı.
1925 Kasım’ında tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik, falcılık, büyücülük, türbe bekçiliği ve bunun gibi bir takım sanlar kaldırıldı.
1925 yılında çıkarılan Kıyafet Yasası’yla (bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun) Türk kadınının peçe ve çarşaf giyme; örtünme zorunluluğu ortadan kalktı.
1926’da Türk Medeni Kanunu çıkarıldı. Türk kadınının gelişiminin önündeki engellerin önemli bir bölümü bir çırpıda ortadan kaldırıldı. 4 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kanun 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.
1927 nüfus sayımı kadının eşitliği yolunda atılmış önemli bir adım oldu. Cumhuriyetin ilanından sonra, gerçekleştirilen ilk Genel Nüfus Sayımında daha önceki uygulamadan farklı olarak, kadınlar da sayıldı.
1928’de laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi olarak kabul edildi. Bu gelişim devletin yönetim biçimi ve hukuksal yapısında olduğu kadar, kadının toplum içindeki konumunda da büyük bir devrime yol açmıştır. Türk kadınının toplumsal yaşama erkekle eşit bir düzeyde katılımı, özgürlüğe kavuşması ve gelişiminin önündeki engellerin aşılabilmesi ancak laiklik ilkesinin yaşama geçirilmesi ile olanaklı olmuştur.
1930’da Belediye Yasası çıkarıldı. Yasa ile kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.
1930’da kadınlara mesleki eğitim vermek amacı ile Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kuruldu.
1933’te Köy Kanunu’nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakkı verildi.
1934’de Anayasa değişikliği ile kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.
1935’de Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. Dönem sonucunda, 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi, ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı.
1936’da İş Kanunu yürürlüğe girdi ve kadınların çalışma hayatına düzenleme getirildi.
O günden bu güne birçok engel aşıldı.
Demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin gelişiminden ya da engellenmesinden kadınlar da paylarına düşeni aldı.

Biliyoruz ki;

Evlilikle ilgili ya da evlilik birliğiyle ilgili sorunlarımız varsa; Medeni Yasamız var.
Toplumsal yaşamın her alanında fiziksel, cinsel, psikolojik saldırıya uğruyorsak;  Türk Ceza Yasamız var.
Aile içi şiddete uğruyorsak; 4320 sayılı Ailenin Korunması Yasamız var.
Çalışma yaşam içindeysek ve sorunlarımız varsa; İş Yasamız var.

  1. Laik demokratik cumhuriyetimizin kazandırdığı yasal düzenlemeler;
  2. Kadının yaşam hakkının, güvenliğinin, onurunun, özgürlüğünün ve bedensel bütünlük hakkının ihlali olan şiddete karşı koruma sağlar. Töre cinayetlerini cezalandırır.
  3. Birden fazla evliliği ve imam nikahını yasaklar.
  4. Resmi nikah yapılmadan gerçekleştirilmek istenen dini nikahlara cezalandırmak suretiyle engel olur.
  5. Evlilik içi tecavüzü suç sayar.
  6. Tecavüz ve cinsel tacizi topluma karşı değil, kadının beden bütünlüğü ve cinsel özgürlüğüne karşı işlenmiş bir suç olarak kabul eder.
  7. İşyerinde taciz ve tecavüzü cezalandırır, mağdurun bu eylem sonucu işsiz kalması halinde verilen cezayı artırır.
  8. Tecavüz sonucu hamile kalan kadının kendi isteğinin bulunması halinde, (Hamileliğin 20 haftayı geçmemiş olması koşulu ile) hastane ortamında kürtaj olmasına izin verir.
  9. Aynı konutta yaşanan birlikteliklerde, kötü muamele ve şiddeti cezalandırır.
  10. Hakim ve savcı kararı olmadan yapılacak keyfi bekaret kontrolünü yasaklar.
  11. Kadınlar ve erkekler 17 yaşını doldurmadan evlenemezler.
  12. Hiç kimse zorla evlendirilemez.
  13. Herkes evleneceği kişiyi seçme hakkına sahiptir.
  14. Evlendikten sonra önceki soyadınızı da kullanabilirsiniz.
  15. Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.
  16. Eşin tek başına seçtiği konuta gitmeyen kadına karşı, terk nedeniyle boşanma davası açamaz.
  17. Kadının bir meslek ve sanatla uğraşması, kocanın iznine bağlı değildir.
  18. Çocukların velayetini kullanırken, karı-koca ortak ve eşit haklara sahiptir.
  19. Ailenin geçimini karı koca birlikte karşılar.
  20. Ortak hayat nedeniyle kişiliğiniz, ekonomik güvenliğiniz veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşmüşse ayrı yaşama hakkına sahipsiniz.
  21. Eşinizle birlikte ya da ayrı yaşarken (boşanma davası açmadan) nafaka isteyebilirsiniz.
  22. Ailenin ekonomik mal varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüğün yerine getirilmesi için, kocanızın malları üzerindeki tasarruf (harcama, satma, vb. gibi) yetkisinin sınırlandırılmasını hakimden isteyebilirsiniz.
  23. Yasada yazılı sebeplerden herhangi birine dayanarak boşanma davası açma hakkına sahipsiniz.
  24. Boşanma davası açtıktan sonra nasıl geçinirim, nerede yaşarım endişesini taşımayın. Boşanma davasına bakan Aile Mahkemesi hakimi gerekli tedbirleri alacaktır.
  25. Eşinizden maddi ve manevi tazminat isteme hakkınız vardır.
  26. Yoksulluk nafakası isteminize bağlıdır. Boşanma davasında açıkça yoksulluk nafakası istenmesi şarttır.
  27. Boşanma kararı verilmesi durumunda, çocukların velayetinin size verilmesini ve onlar için nafaka isteyebilirsiniz.
  28. Eşinizde kalan çeyiz ve ev eşyanız, ziynet eşyanızın iadesini veya bedelinin ödenmesini isteyebilirsiniz.
  29. Edinilmiş mallara katılma rejimi artık yasalaştı. Artık eşinizin üstüne olan mallara da ortaksınız.
  30. Aile konutu ve ev eşyası ile ilgili olarak sağ kalan eşe tercih hakkı vardır.
  31. Sağ kalan eş birlikte bulunduğu diğer mirasçılara göre mirastan pay alır.
  32. İmam nikahı geçersizdir.
  33. Evlilik birliği dışında doğan çocuğun velayeti anneye aittir ve bunun için bir mahkeme kararı gerekmez.
  34. Evlat edinmek için evli olmak şart değildir.
  35. Evlilik içinde kadın-erkek eşitliği sağlandığından, eşlerin birlikte karar veremedikleri durumlarda karar vermek, aile hukukuna ilişkin tüm yargılamaları yapmak üzere, kadın çocuk haklarının uygulamaya geçebilmesi için uzmanlık mahkemeleri olan Aile Mahkemeleri vardır.
  36. İş ilişkisinde cinsiyet nedeniyle ayrım yapılamaz. İş ilişkisinde; dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamaz.
  37. Cinsiyet, Medeni Hal, Aile Yükümlülükleri, Hamilelik, Doğum ve Süt İzinlerini Kullanmak İş Akdinin Feshi için geçerli sebep değildir:
  38. Doğum izni toplam 16 haftadır. Doğum izni sırasında kadın işçilerin çalıştırılmaması esastır.
  39. Kadın işçilerin doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır.
  40. Geçerli olmayan bir sebeple iş akdimiz feshedildiğinde işe iademizi isteyebiliriz.
  41. Cinsel tacize uğrayan işçinin iş akdini derhal fesih hakkı vardır. Geçerli olmayan bir sebeple iş akdimiz feshedildiğinde veya fesih bildiriminde sebep gösterilmemiş ise tazminat ve diğer işçilik haklarımızı isteyebiliriz.
  42. Çalışırken evlendiğimiz takdirde, evlilik tarihinden itibaren bir yıl içinde istersek kıdem tazminatı alarak işten ayrılabiliriz.
  43. İşe başladığımız gün, yasa gereği sigortalı sayılırız. İşveren, çalışmamızı Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirmez ise işe giriş bildirgesini biz verebiliriz.

 

BU HAKLAR VE DAHA NİCELERİ DİMDİK AYAKTA TUTTUĞUMUZ CUMHURİYETİMİZİN ESERİDİR
SAHİP OLDUĞUMUZ HAKLARIMIZI KULLANACAĞIZ
TÜM TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZİ KAZANDIRAN CUMHURİYETİMİZİ KORUYACAĞIZ
CUMHURİYETİMİZE YÖNELİK HER SALDIRIYA KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ

3 Kasım 2002’de AKP İktidarının iş başına gelmesiyle birlikte Türkiye’de yeni bir dönem başlamıştır. Toplum sadece ekonomik ve politik değil, sosyal ve kültürel olarak da kuşatılmaktadır. İrticai kuşatma, yayınlar, yasalar, düzenlemeler, uygulamalar, şiddet eylemleri ve gösteriler yoluyla; vakıflar, dernekler, yayın kuruluşları, belediyeler, yasa yapıcılar ve bizzat devlet kurumları eliyle gerçekleştirilmektedir.

Özellikle kadına, kadının toplumsal hayattaki yerine ve yansımasına ilişkin bu yayınlar, “dini bilgi” nitelemesi ile çocuk, genç, kadın, erkek demeden tüm yurttaşlarımıza ulaştırılmak istenmekte ve bu yarışta belediyeler başı çekmektedir. Belediyelerin kadınları toplumdan ayrıştırmaya yönelik yayınları, düzenlemeleri, uygulamaları kadar, sansüre yönelik uygulamaları da manidardır. Kuşkusuz bu aslında iktidarın başarısıdır.

İrticai baskı, şiddet, zorbalık tırmanmış; tecavüz olaylarının sayısında büyük artış yaşanmış; tarihin karanlıklarında kaldığını sandığımız irticai gösteriler linç boyutuna varmış ve böylesi bir “kıyım”ın dehşetini haykıranlar da büyük bir yüzsüzlükle kınanmıştır.

Şimdi örnekler…

Kadına, kadının toplumsal hayattaki yerine ilişkin dayatma ve uygulamalardan seçilmiş “karalar”… “kara lekeler”…

AKP’li belediyeler, irticai yayın hazırlamayı ve bu yayınları kampanyalar
yoluyla dağıtmayı “yerel yönetim hizmeti” kapsamına aldı.

Yayınlar el ilanı, broşür olmaktan, iddialı kitaplar haline dönüştü.
Yayın ve kampanya sayısı arttı.
Anayasa’ya, Cumhuriyet Yasalarına ve Uluslararası Sözleşmelere aykırı olan bu kitapların bir kamu kuruluşu olan belediyeler eliyle dağıtılmasına Hükümet tepkisiz kaldı.

Altındağ Belediye’sinden Evlilik Öğütleri
Ankara Altındağ Belediyesi yeni evlenenlere ‘Nikah ve Evlilik’ kitabı dağıttı. Kitabın baskısı tükendi. Evlilik rehberi kitabı, “Alacağın kimsenin soyu, sopu ve ailesi iyi olsun, kendisinin de haya (namus) ve takva sahibi (İslam’ın şartlarını yerine getiren, şeriata uyan), temiz olmasına dikkat et! Alacaksan el değmemiş ve senden başka erkek yüzü görmemiş bir aile kızını almaya çalış”, “ Erken kalkmayan avrat, söz dinlemeyen evlat, mahmuzla gitmeyen at, kapında varsa kaldır at.” “ Kadınla dört özelliği nedeniyle evlenilir. Malı, soyu, güzelliği ve  dini...” gibi önerilerle dolu.

Tuzla Belediyesi Cihat Öneriyor
Tuzla Belediyesi, nikah yapan yeni çiftlere uymaları gereken kuralları hatırlatıyor, ve cihat yapmalarını öneriyor. Belediye logosuyla dağıtılan “Delilleriyle Aile İlmihali” isimli 635 sayfalık kitap, bilimsel ‘evrim teorisi’  yerine dini ‘yaradılış teorisi’ öğretisiyle başlıyor. Şöyle  devam ediyor:

“Kadın erkekle tokalaşmaz: İmanlı kadınlar ve erkekler musafaha (el  sıkışmak) veya el öpmeyi yalnız mahrem hısımlarla sınırlı tutmayı şiar   edinmeli.
Kadın dokuz yaşında evlenebilir: Evleneceklerin tasarruf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Bu da yedi yaşına ulaşıp iyi ile kötüyü ayırt etmekle  gerçekleşir. Alt yaş sınırı kızlarda 9, erkeklerde 12’dir.
Erkek dört kadın alabilir: İslam’a göre aralarında eşitliği sağlamak şartıyla  erkeğin aynı anda dört kadınla evlenmesi mümkündür.
Kadından ve ‘gavur’dan şahit olmaz: Şahitlerin iki erkek veya bir erkek iki kadın olması gerekir. Şahitler Müslüman olmalıdır.
Akraba evliliği caiz: Akraba evliliği öne sürüldüğü gibi önemli zararlar  meydana getirecek nitelikte olsaydı bunu İslam yasaklardı.
Doğum kontrolü yasak: Evliliğin başta gelen gayelerinden birisi neslin sürdürülmesi olduğuna göre hastalık, yaygın ahlaksızlık ve şiddetli yoksulluk gibi özürler bulunmadıkça  evli çiftler bebeği önleyecek yöntemlere başvurmamalıdırlar.
Dini kuralla evlenmek: İslam toplumunda evlenme ve boşanma konularının kişilerin inanç değerleri dikkate alınarak düzenlenmesi din özgürlüğünün bir gereğidir.
Çok eşlilik: İnsan yaradılışı ve ihtiyaçları çok eşliliği zorlar. İslam’ın bu konudaki çözümlerini dikkate almak gerekir. Bir İslam toplumunda kanunların toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde hazırlanması asıldır.
Günümüzde ikinci evliliğin kötü görülmesi veya resmi olarak kabul edilmeyişinin yol açtığı sosyal yaralar ve bunların tedavi yolları tam olarak araştırılmış değildir. İnsanın yaratılışını ve ihtiyaçlarını dikkate alan İslam’ın bu konudaki çözümlerinin iyi bir kritiğinin yapılması gerekir.
Kadını iz bırakmadan döv: Kadının yatakta yalnız bırakılması da bir yarar  sağlamazsa o, bir çeşit disiplin ve eğitim amacıyla, bedeninde iz bırakmayacak biçimde dövülebilir.
Evlilik dışı ilişkiye 100 değnek:  Bekarların zinasında yüz, namuslu kadına zina iftirası atana seksen, içki içene seksen değnek cezası örnektir. Suçu işleyen köleyse cezalar yarı sayıya iner.”

Çağdaş Tuzla Gazetesi Kapatıldı
Çağdaş Tuzla Gazetesi, Tuzla Belediyesi tarafından kapatıldı. Gazete, Tuzla Belediyesi’nin bastırıp dağıttığı içindeki hurafeler nedeniyle tartışmalara sebep olan “Aile İlmihali”ni kamuoyuna duyurmuştu.

Eyüp Belediyesi Hurafe Yayıyor
Eyüp Belediyesi “Kutlu Doğum Haftası”nda izin almadan okullara,“Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed” başlıklı bir broşür dağıttı. Broşürde, “Örtünmemek günahkar olmaktır. Başörtü yasağı, İslam dinini hatırlatan her şeye düşmanlıktır” denildi. Yayılan hurafelerle gencecik beyinler karanlık güçlerin oyunlarına alet edildi. “Örtünmemek elbette dinden çıkmak değildir. Sadece günahkar olmaktır. Ancak başörtülüye eğitim ve sosyal sahalarda reva görülen muamele sadece zulüm ve haksızlık olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda İslam dinini hatırlatan her şeye düşmanlıktır. Din ve vicdan özgürlüğüne açık bir müdahaledir.”

Bağcılar Belediyesinin Derdi, Laiklik
Laikliğin eleştirildiği “Misyonerlere Kanmayın” adlı kitap, belediye tarafından okullara dağıtıldı. Laikliğe saldırılan, Yahudilik ve Hıristiyanlık hakkında olumsuz ifadelere yer verilen kitapta; “Din dünya işlerini ayırmak ve dini dünya işlerine karıştırmamak demek olan laiklik kimin adına, kim tarafından icat edilmiştir? Şimdi kim İslam’ın hangi hükmünü beğenmeyip de onu hayatın dışına itecek ve ‘laiklik esas olsun’ diyecek? Hangi sebeple, ne adına? İslam’ın başka şey, Yahudilik ve Hıristiyanlığın başka şeyler olduklarından haberleri yok” görüşleri yer alıyor. 

Sayısız vakıf ve dernek, toplumu dinsel temalarla ve hurafelerle yönlendirmeyi hedefleyen, aileyi bir bütün olarak kuşatan, kadını özel olarak hedef alan, dinsel  içerikli yayın ve çıktıları olan çok sayıda proje hazırladı, uyguladı.

Bu proje ve yayınlar bizzat devlet kurumları eliyle desteklendi.

Çağdaş Türk Ailesi’ne Planlı ve Sistematik Katkı
İnsan Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfı; asıl hedefi ailelerin bir kimlik ve kültür değişimine uğramasını sağlamak, Cumhuriyetin değerlerine yabancılaştırmak olan; Başbakanlık ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen “Aile Okulları” projesini hayata geçirdi. Başbakanlığa bağlı bir kuruluş tarafından bu nitelikteki projelerin desteklenmesi nasıl açıklanabilir? Projenin içeriği denetlendi mi? Bu desteğin mali boyutu nedir? Bu ve benzer soruların cevapları, bizi Türkiye’nin kültürel kimliğine yapılan saldırıların boyutlarına, çok yönlülüğüne, kaynak kullanımının sınırsızlığına, ve iktidarın bu süreçteki rolüne kadar götürür.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şiddet gören kadınlara psikolojik ve hukuksal destek sağlamak amacıyla kurduğu Aile Danışma Büroları,  yardım isteyen şiddet mağduru kadınlara, “itaat ve ibadet” önerdi.

Bu Nasıl Kurumsal Çatı, Bu Nasıl Hizmet ?!
Diyanet bürosundaki danışmanla yapılan telefon konuşması;
A.C.:  Ben temizliğe gidiyorum ama kocam çalışmıyor. Temizliğe gittiğim halde, kocamın  yakınları bana “sen kötülük yapıyorsun” diyorlar. 3 çocuğum var. Ayrılmak istedim, “seni öldürürüz” dediler. Sizden yardım alabileceğim söylendi.
Danışman: Öncelikle duadan ayrılmamamız gerekiyor.
A.C.: Ben çok dua ediyorum. Çok korkuyorum.
Danışman: siz çıngar çıkarmış olsanız, bir şey yapamazlardı. Bakarsınız olmayacak 
gibiyse verirsiniz mahkemeye ayrılırsınız.
A.C.: Beni kim koruyacak o zaman?
Danışman: Yani kim koruyacak? Polis. O zaman ayrılmayın. Bakın ben size bir dua  vereceğim. 100 tane Felak, 100 tane Nas okuyacaksınız. Bir bardak suya duayla birlikte ‘Ya Rabbim beni  kurtar’ diye ... Sonra bunu eşinize çoluğunuza, çocuğunuza herkesin su  kabına döküyorsunuz. 21 akşam ara vermeden 100 kere Nas, 100 kere Felak 
okuyorsunuz. Gece kalkıp 3 gün üst üste namaz kılıyorsunuz. ‘Beni bu sıkıntıdan kurtar’  diye dua ediyorsunuz. Bakalım Allah nasıl bir çözüm buluyor? Ya onların ağzını bağlayacak ya açacak. O zaman siz bundan kurtulacaksınız.
 A.C.: O duaları ben zaten okuyorum ama.
Danışman: Ama demeyeceksiniz. ‘Ama’ sizi zayıflatan bir şeydir.
A.C.: duayı ben hep okuyorum. Siz başka bir çözüm vereceksiniz  diye düşünmüştüm.
Danışman: Devlet kurumunun verdiği çözüm ancak bu.

Müftüden Çağ Dışı Bayram Hutbesi
Mudanya İlçe Müftüsü, ilçedeki on camiden merkezi olarak yayınlanan hutbesinde   cemaate; “Anne, eş ve kız çocuğunuzdan başka bayanlarla tokalaşıp, öpüşmeniz caiz değildir. Bunu yaparsanız nikahınız düşer.” Diyerek; kız çocuklarının kucağa alınmasının sakıncalarını sıralayarak bayram mesajını iletti. Müftünün, başta Atatürk olmak üzere, Türk büyükleri ve şehitlere dua etmemesi tepkilere neden oldu. 

Hoca Efendiden Çağdışı Mevlit Duası
İstanbul’un göbeğinde, koca Sultan Ahmet Camii’nde, mevlidin sonunda hoca efendi, “Analarımızın, halalarımızın, teyzelerimizin, kızlarımızın kendi istekleriyle örtünmelerine yardımcı ol yaaaaaaaaaaaaarabbim…” diyebildi.

Başbakan tarafından türban konusuna ilişkin karar mercii olarak işaret edilen
ulemalar, modern kadını aşağılayıp, onu karşıt propagandanın odağına çekmek, hedef göstermek istedi.

Ulema Saldırıyor, Aşağılıyor
Ali Bulaç modern kadın yorumu yapıyor: “Bugün bilgi çok kolay ve ucuza ulaşılabilir hale geldi. Tıpkı modern kadın gibi… Modern kadına da bilgi gibi çok kolay ulaşılabilir.”
  
Başbakan, bakanları, milletvekilleri, belediye başkanları ve güvenlik güçleri;
kadınları aşağılayan, dışlayan söylem ve eylemleri olağanlaştırdılar, 
sıradanlaştırdılar. Ve hatta “Çağdaş Türk Kadını”nı yeniden tanımladılar:
 “Müslüman Türk Kadını”…

Başbakan’dan “Çağdaş Türk Kadını”na yeni tanımlama…
İslam dünyasına “kadın reformu” yapması çağrısında bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Çağdaş Türk Kadını”nı ise yeniden tanımladı. Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü’ne yaptığı teklifte; “Çağdaş Türk Kadını” yerine “Müslüman Türk Kadını” tanımlamasını kullandı.

Sakın Hasta Olmayın, Sakın Yaşlanmayın, Sakın Kaza Geçirmeyin!
Türkiye’nin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, Berlin’de bir toplantıda, “İslam ülkelerinde 4 kadınla evlenebiliniyor. Bu Kuran’da var mı, mecburi mi?” sorusunu bizzat kendisi cevaplamak istediğini belirterek; “Hayır, bu Kuran’ın emri değil.  Ama bazı özel durumlarda 4 kadınla evlenmeye izin var. İznin de şartları var. Erkeğin eşi hastaysa, yaşlıysa ve sakatsa birden fazla kadın alabilir. Tabii diğer eşlerin rızası olması lazım... Herkesin hakkı eşit verilmeli. Bu durumda buna izin var” demiştir. Türkiye Başbakan’ın görüşüyle yönetilmeye kalkışırsa kadınlara söylenecek tek söz kalıyor: Sakın hasta olmayın, sakın yaşlanmayın, sakın kaza geçirmeyin.

Dil Beynin Aynasıdır
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı AKP’li Mehmet Dülger “Genelkurmaydan gelen bilgiler her zaman serttir. Medya başka konularda aslan kesilir, bu konuda dişidir.”   diyor.   Gazeteci Ece Temelkuran’ın yanıtını tüm kadınlar paylaşıyor.
AKP’li hanımlar bunu da mı sineye çekecekler? AKP’li hanımların sizi ve sözlerinizi kınayacak kadar haysiyeti ve kadınlık bilinci var mı, çok merak ediyorum. ‘Asıl biz özgürüz’ diyen “Müslüman hanımlar” için kadın cinsinin hakarete uğramasının, kadınlık durumunun sizin ağzınızda bir hakaret sıfatı haline getirilmesinin bir önemi var mı? Ve eşiniz Sayın Dülger! Eve gittiğinizde, onun yüzüne bakarken kadınlığın “kaypaklık, ikiyüzlülük” olduğunu ona da söyleyebiliyor musunuz? Kafanızın dibindeki bu tuhaf düşüncelere eşiniz ne diyor? Ya kızınız? Ona bakınca dakadınlığın yüreksizlik ve yalancılık olduğunu düşünüyor musunuz?
Ezcümle: Biz size ve sizin gibilere alışamadık Sayın Dülger!
Dikkatinize!”

İrticai Yayınlar Artık Mecliste Dağıtılıyor
Milli Eğitim Komisyonu Başkan Vekili AKP’li Prof. Dr. Hikmet Özdemir, İlmi İçtimai Hizmetler Vakfı’nın bastırdığı “Kırk Hadis-i Şerif” adlı kitabı TBMM’de dağıttı. Kadını aşağılayan baştan başa hurafelerle dolu olan bu kitap ne yazık ki, AKP milletvekilleri tarafından savunuldu.
Kitap“ Kadınlar doğuştan günahkardır. Kadınlar cennete gidemez. Kadınların gideceği yer cehennemdir. Cennete ancak kadınlar bütün hayatlarını ibadete vakfederlerse ve kocalarının hiçbir sözünden çıkmazlarsa gidebilirler!”  diye başlamakta ve “...Cehennemlik olanlar da bana gösterildi, onların çoğunun kadınlar olduğunu gördüm...”  diye devam etmekte.

Sadece Bir Tesadüf
AKP milletvekili Burhan Kuzu “Yasalarla olmaz, bu Türkiye’nin realitesidir. Bizde gece sokağa çıkan kadına iyi gözle bakılmaz. Siz Etiler’i örnek almayın “diyor. Kuzu’nun yaptığı konuşmanın benzerlerini bazı AKP milletvekilleri de tekrarlıyor.
Bir gün sonra akşamın erken saatlerinde Kadıköy’de genç bir kadın avukat iki kişi tarafından kaçırılarak tecavüze uğruyor. Bu sadece bir tesadüf!

Artık Yağmurlar Sadece Erkekleri Islatıyor
Yağmur yağmakta. AKP’li Karasu Belediye Başkanı ve eşi bir konserdeler. Belediye Başkanı bir şemsiye ile yağmurdan korunuyor, eşi ise ıslanmakta.

Ailevi Soruna El Ne Karışır!
Yeni vekil eski Konya Belediye Başkanı Halil Ürün, karısını önce aldattı sonra yumrukladı. Eşinin verdiği bilgiye göre,  dayağın nedeni, 5-6 yıllık bir ilişkiyi ortaya çıkarıp, ilişkiye son verilmediği taktirde boşanmak istemesi. Yeni vekil çok eşliliği kendine hak görüyor ve bu durumu sorgulayan eşini dayakla susturmaya çalışıyor

Terfi Etmenin Yolu, Kadınlara Meydan Sopası
6 Mart 2005’de, “Dünya Kadınlar Günü” nedeniyle, Beyazıt Meydanı’nda toplanan kadınlar haklarını talep ettiler. Bu masum eylem, ne yazık ki güvenlik güçlerinin kadınlara uyguladığı şiddetle bütün dünyaya yansıdı. Tepkiler büyüyünce idari işlem başlatıldı. “Kınama” cezası alan ve görev yeri değiştirilen Mustafa Kızılgüneş, daha sonra yine aynı zihniyet eliyle terfi ettirildi.

*AKP, Anayasa’nın kadın-erkek eşitliğini düzenleyen 10. ve 41. maddeleriyle  çelişen yasaların iyileştirilmesi ve uygulanabilirliğinin sağlanması yönündeki tüm  olumlu adımlara direnç gösterdi. Uyum Yasaları gibi uygun bir zemin varken,  CHP’nin, toplumun ihtiyaçlarını yansıtan değişiklik taleplerini reddetti.
*Kadınların, Medeni Kanun’la ve Medeni Kanun’da yapılan değişiklik ile elde etmiş olduğu arsa ve konut edinme hakkı Bayındırlık Bakanlığı uygulamaları ile kısıtlandı. 

AKP, AB Uyum Yasaları çerçevesinde, Anayasa’nın 10. maddesi değiştirilirken, kadın erkek eşitliğini sağlayabilecek, “olumlu ayrımcılık” a karşı örgütlü bir mücadele sergiledi. CHP’nin önerdiği, “… bu amaçla alınacak geçici önlemler ayrı bir imtiyaz sayılmaz” cümlesinin 10. maddeye eklenmesi teklifini kabul etmedi. Böylece, yapılan düzenleme göstermelik olmaktan öteye gitmedi. Kadınlar, “kota” yerine, töre ve cehaletin pençesine bırakıldı.
Türk Medeni Kanunu ile getirilen yeni yasal mal rejimi; eski yasal rejim olan mal ayrılığının yol açtığı büyük haksızlıkları ve özellikle kadınların mağduriyetini gidermek amacıyla düzenlenmesine,
Medeni Kanun Tasarısı’nı hazırlayan komisyonda yeni mal rejiminin mevcut evlilikler için, “eşlerin evlenme tarihinden itibaren geçerli olmasını öngörmesine rağmen, AKP’nin direnci sonucu, kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2002 tarihinden önce evlenenler için “sözleşme yapma” koşuluna bağlandı.
Böylece, Anayasa’nın “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” İfadesine yer veren 10. maddesi çiğnendi; “eski evliler” diye ayrımlanabilecek ailelerdeki kadınlar aleyhine bir uygulama başlatıldı.
CHP’nin bu düzeltmeye yönelik olarak ilgili kanunun “Mal Rejimi” başlıklı 10.    maddesinde değişiklik yapılmasına dair 3 farklı zamanda verdiği 3 kanun teklifi reddedildi.
CHP’nin TBMM’de Kadın-Erkek Eşitliğini İzleme Kurulu  Kurulması    Hakkındaki Kanun Teklifi” reddedildi.
CHP’nin milletvekili lojmanlarının Kadın Sığınma Evi olarak  kullanılmasına ilişkin kanun teklifi de reddedildi.
Ayrıca, Medeni Kanun’un “ Aile Konutu” başlıklı 194. maddesi, konut edinmeyi değil,    edinilmiş bulunan konut üzerindeki hakların diğer eşin açık rızası bulunmadıkça eşlerden biri tarafından sınırlanamayacağını, örneğin ipotek ettirilemeyeceğini düzenlemektedir. 

Eşin Rızası Olmazsa…
Altındağ ilçesine bağlı Ulubey- Karapürçek Gecekondu Önleme Bölgesi’nde bulunan 400 arsa, Bayındırlık Bakanlığı’na bağlı 3 Genel Müdürlük personeli ile merkez teşkilatı personeline tahsis edildi.   Bakanlığın ilan duyurusunda;” evli kadın” memurlardan “ eşleri tarafından aile birliğini temsilen arsa ve konut almalarına izin verildiğine dair noterde düzenlenmiş muvafakatnamenin aslı” istendi. Oysa 2001 yılında Medeni Kanun’da yapılan değişiklik ile  “ eşlerden her biri ortak yaşamın devamı süresince, ailenin sürekli
ihtiyaçları için” evlilik birliğini temsil edebilmektedir.

AB Uyum Yasaları çerçevesinde ele alınan TCK değişikliği sürecinde;
*Tecavüzcüyü koruyan, tecavüze uğrayan kadını tecavüzcüsü ile evlenmeye mahkum eden hükümler, Komisyon üyesi AKP milletvekilleri ve Adalet Bakanlığı’nın Başdanışmanı tarafından savunuldu.
*Buna rağmen yasa arzu edilen yönde değişti. Fakat kapsamlı toplumsal çözüm   önerileri hazırlanmadı. İdari önlemler alınmadı. Yani, yasa değişikliği kağıt üstünde kaldı.

Töre yasalarının işlerliği hem AKP’nin temsil ettiği zihniyetle, hem de Devletin işleyişinde egemen oldu.
Tecavüzcü sayısı arttı.
Tecavüze, intikam duygusuyla misilleme olarak başvurulmaya başlandı.
Devletin güvenlik güçleri ile İdari Amirleri, “bölge şartları” diyerek töreye teslim oldu.
  
Profesörden Akademik Yaklaşım
Adalet Bakanlığı’nın Başdanışmanı Prof. Dr. Doğan Soyaslan’ın görüşlerini yer aldığı komisyon tutanaklarından;“…Tecavüz eden, tecavüz ettiği ile; tecavüz edilen, tecavüzcüsü ile evlensin, olsun bitsin. Cezaya ne gerek var…  Zaten ben de dahil, bizim millet bakire ister. Tecavüz edilenle kim evlenmek ister ki!...”

Bize Özgü Bir İnsanlık Dramı; Misilleme Tecavüzler
… Diyarbakır’ın en uzak, en yalnız, en çaresiz mezralarından Hevşiyan’da yaşayan 13 yaşındaki B. , oğlunu evlendirdiği kızın bakire çıkmamasından ağabeyini sorumlu tutan bir adam tarafından kaçırıldı; aynı olayı yaşadıktan sonra evinin önüne bırakıldı…

… Muş’un Malazgirt İlçesi’ne bağlı Beşçatak Köyü’nde de bu kez 12 yaşındaki Z. M. aynı kaderi paylaştı…

… Her iki olayda da ‘cezalandırılması gereken’ kişiler onlar değildi. Ne bir suçları vardı, ne olayların bu noktaya gelmesine en ufak bir katkıları… Ağabey, baba, dayı, amca olan erkekler, kızlarının ırzına geçildiği gerekçesiyle başka ağabey, baba, dayı, amca olan erkeklere kızmış, intikam duygularıyla misilleme yapmaya karar vermişti…”

AKP yine TCK değişikliği sürecinde, bu kez Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan;
Cumhuriyetin temel niteliklerini aşındırma; Atatürk Devrimlerini ve laikliğin  
korunmasıyla ilgili maddeleri yok etme çabası içine girdi.

 “Kamu Kurum ve Kamu Kurumu niteliğindeki Mesleki Kuruluşların Faaliyetinin Engellenmesi” başlığını taşıyan 113.maddeye, bir fıkra eklenerek bu kuruluşların yöneticilerinden,  “türban yasağını uygulayan herkese, uyguladığı her kişi için, 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası” istendi.
“İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme” başlığı taşıyan maddeye bir ekleme yaparak, “dini inancını yaymaktan ve mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmaktan men eden kişi” denilmek suretiyle tarikatların işine geldiği yerde, irtica propagandası yapmasının, işine geldiği yerde “inancın gereğidir” diye gösteri yapmasının yolu açılmak istendi; buna engel olmak isteyenlere de, engel olduğu her kişi için 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası öngörüldü.. “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” başlığı altındaki 216. maddenin 3. fıkrasında yer alan halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri” aşağılayan kimseye ibaresini, “toplumun benimsediği dini değerleri” biçiminde değiştirerek, herkesin birbirinin dini inancına saygı göstermesi yerine, kabul edilen bir tek inanca saygı gösterilmesi ve bunun kurallarına uyulması yolunda düzenleme yapılmak istendi..

 “Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Şapka İktisası Hakkında Kanun”, “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar İle Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun”, “Evlenme Akdinin Evlendirme Memuru Önünde Yapılacağına Dair Kanun”, “Beynelmilel Rakamların Kabulü Hakkında Kanun”, “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun”, “Efendi- Bey- Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun”, “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun” kaldırılmak istendi.. Devrim Kanunları, Müslüman bir toplumun Laik, demokratik hukuka saygılı bir devlet düzeni içinde yaşamasının altında yatan mucizeyi anlamak  isteyenlerin, dönüp bakması gereken düzenlemelerdir. Bu Devrimlerle, cins, mezhep, din inanç, etnik köken farklılıkları, yöresel anlayış farklılıkları aşılmıştır. TC’nin vatandaşı olmanın bilinci ve sorumluluğuyla yeni kuşakların yetiştirilmesi ve Türkiye’yi taşıyacak o büyük sürecin oluşturulması, bu hukuk devrimiyle sağlanmıştır.

Atatürk Devrimlerini koruyan, “Şapka, Türk Harfleri ve Giyilmesi Yasak Kisvelerle” ilgili madde tümüyle ortadan kaldırılmak istendi. Bu maddenin “Giyinilmesi Yasak   Kisveler” kısmını çıkartarak, cezayı 2 aydan 6 aya kadar olacak şekilde düşürülmesi başarıldı.

AKP kendi örgütsel ve sosyal faaliyetlerinin dışında, belediyeleri eli ile her fırsatta,giderek sayısı ve dozu artan örneklerle haremlik selamlık uygulamasına geçti. Bu yöndeki düzenlemeler topluma model oluşturdu.

Toplumsal yaşamın en etkin temsil noktası olan siyaset, kadın erkek ayrımcılığının en açık yaşandığı alanlardan biri oldu.
AKP’li belediyeler toplumsal ve sosyal alanlarda kadın-erkek ayrımcılığına neden olan düzenlemeleri hayata geçirdi.
Uluslararası ilişkilerde, resmi kabul ve gezilerde Hükümet, Diyanet İşleri Başkanlığı,
Valilik, emniyet, üniversite gibi devlet kurum ve mercilerinin eliyle kadın-erkek ayrımcılığının zemini hazırlandı.
Hastane, otel ve plaj gibi halka hizmet veren kurum ve işletmeler de; bu sürece kendi örneklerini sundu.  

HAYATIN HER ALANI HAREMLİK SELAMLIK

Haremlik- Selamlığa Gül Ayarı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül’ün katıldığı bir ilçe kongresini izleyen bir işadamı, hemen o ilçenin AKP’li yöneticisini arar:
Sayın Gül çok veciz konuştu. Ancak, salondaki haremlik selamlık görüntüsüne ne gerek vardı? Sizin ilçeye hiç                   yakışmadı!” AKP’li yönetici savunmaya geçer: “Biz  aslında erkekleri ön tarafa, hanımları da arka bölüme  oturtacaktık. Sayın Gül’e salondaki oturma düzeniyle ilgili  bilgi verilmiş, O da itiraz etmiş”.
İşadamı bir an Abdullah  Gül’ün “Haremlik-selamlık oturma düzeni yapmayın”  demiş olabileceğini düşünür. Oysa Gül’ün uyarısı hiçte işadamının beklediği türde olmamıştı: “Kongrenize eşimle birlikte geleceğim. Eşimi arka sıralarda oturtmanıza izin veremem. Madem salonu bölüyorsunuz,  o zaman dikey bölün”

Havuza Beyaz Çarşaflı Koruma
AKP İstanbul İl Başkanlığı’nın Bolu Abant’ta düzenlediği  İstişare toplantısında, AKP  iktidarının 3 yılı masaya  yatırıldı. Abant Palace Otel’de yapılan toplantıda, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile ilçe ve belde belediye başkanları, geleceğe yönelik hedeflerini konuşurken, AKP’li kadınlar cam bölümleri çarşaflarla kapatılan havuzda stres attı. Havuzun camlarının bir bölümü dışardan, bir bölümü de  içeriden beyaz çarşaflarla içerisi görünmeyecek şekilde  özenle örtüldü.

Erdoğan’ın Muasır Medeniyetinin Resmidir.
AKP Kahramanmaraş Örgütü’nün yemeğinde kadınlar erkeklerden tecrit edildi. Salonda haremlik selamlık uygulaması yapılırken, yemekte konuşan Başbakan Erdoğan ise Türkiye’yle ilgili hedefini açıklıyordu:“Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin üzerine  çıkaracağız.”

Meclis Başkanı Eşi de Olsan!
TBMM Başkanı Bülent Arınç ve eşinin katıldığı, bir dinlenme tesisinde gerçekleşen düğünde Arınç ve eşi ayrı bölümlerde oturtuldu.

Düğünlerde Paravanlı Koruma
Samsun’da Bakanlığın kontrolündeki öğrenci yurdundan bir düğün manzarası…  Kadın ve erkeklerin aralarında birbirini görmemeleri için, iki metre uzunluğunda paravanlar yerleştirildi.                 

Bakan Karısı da Olsan …
Ulaştırma Bakanı, Samsun gezisinde Kavak’ta öğle yemeği molası veriyor. Bakan Bey’in masasında Vali, AKP milletvekilleri, bürokratlar var. Hep birlikte oturuyorlar.  Bakan Bey’in eşi ise yandaki masada!... Tek başına...Türkiye’nin aydınlık kuşaklarını yetiştiren Cumhuriyet  öğretmeni emekliye ayrıldıktan sonra kapanıp, AKP’nin   ‘erkek cemaati’ arasında kaybolmaya razı olmuş.

Müjde! Parklarımız Artık Kadın Kadına

İlk Örnek Siverek

Siverek Belediyesinin açtığı parka, 12 yaşından büyük erkeklerin girmesi yasak.   Şimdilik parkta bir araya gelip çay içerek sohbet eden kadınlar, isterlerse okey ve kağıt oyunları da oynayabilecek. Parkın girişine de 12 yaşından büyük erkek çocuklar giremez’ tabelası asıldı. Parkın  çalışanları da kadınlardan oluşuyor.

Konya’da Geri Kalır mı?
Konya’nın Kıreli Beldesi Belediyesi erkeklere yönelik bir çok alanı ve yeri hizmete soktuktan sonra, sadece kadın ve çocukların girebileceği bir park yaptı. Amaç, kadın  kadına sohbet!!!   

Tecride kılıf: Kadınlara Özel Park
İşte size İstanbul’un ortasında kadınların “özgürleştirilme” gerekçesiyle toplumdan tecrit edilecekleri bir alan örneği daha. Bağcılar Belediyesi sadece kadınların girebileceği bir park yaptırıyor. “…Tek erkek istemiyoruz. Kadınlar burada erkekler bizi rahatsız eder, laf atar kaygısı olmadan oturabilecekler.” Park aynı zamanda sadece kadınlara hizmet verecek lokanta ve spor alanlarına da sahip olacak. Tabii çalışanların da kadın olması şartıyla…

Kadına, Kadın Sanatçı
Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin açtığı, “Eğlence ve Kültür Merkezi” sadece kadınlara   ait... İstanbul Gaziosmanpaşa Belediyesi, Belediye Sosyal Tesisleri’nin yanındaki  “Hanımlar Eğlence ve Kültür Merkezi”nin amacı, ‘kadını sosyal hayatın içine çekmek ve ekonomik katkı sağlamak’ olarak açıklandı. İlk gün protokol olduğu için erkeklerin girebildiği merkezi kurma fikrinin sahibi Gaziosmanpaşa Belediyesi Hanımlar Masası Başkanı, erkeklere yasağı  “Kadınların tek başına gidebilecek fazla mekanları yok ama  erkekler her yere gidebiliyor” diye açıkladı. Merkez’de Hafta sonları da yine sadece kadın sanatçıların katılacağı canlı müzik etkinlikleri yapılacak.

 Erkek Sinek Giremez!
Ankara’daki Altınpark ve Keçiören Spor Kompleksi havuzlarına 7 yaşındaki erkek çocuklar bile alınmıyor. Annelerinin yanında havuza gelen erkek çocuklar için 6 yaşından büyük olmama şartı aranıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Harikalar Diyarı’ndaki havuzuna ise deyim yerindeyse, erkek sinek bile alınmıyor.

Van Gölü Sahili Artık Güvenli
AKP’li Gevaş Belediyesi, kapalı alanda göle girmek isteyen kadınlar için paravanlarla ayrılan özel bölümler oluşturdu.

Röntgencilere Karşı Havuzların Etrafı da Çevrilmeli
Biri Kütahya İl Özel İdaresi’ne, diğeri ise AKP yönetimindeki Simav Belediyesi’ne ait, iki otel ve apartlardan oluşan 850 yatak kapasiteli, yılda yaklaşık 20 bin kişinin ziyaret ettiği kaplıcada haremlik selamlık uygulanıyor. Eynal Kaplıcaları’ndaki havuzdan ve termal su parkından kadın ve erkekler ayrı ayrı yararlanıyor. Bir meclis üyesi bu durumu şöyle açıklıyor:“Röntgencilere karşı havuzun etrafı da çevrilmeli.”

Kadınlar Buyrun CIP’e
Başbakan ve beraberindeki Bakanların Gaziantep gezisinde ortaya yine aynı manzara çıktı. Karşılamaya gelenler haremlik selamlık olarak ayrıldı. Erkekler VIP Salonu’nda, kadınlar ise “CİP” salonunda yerlerini aldı.

Uluslararası İlişkilere Dikkat!
İran Cumhurbaşkanı birinci yardımcısı Rıza Arifi’nin ziyareti sırasında da, haremlik selamlık tablosu ortaya çıktı.

Hanımlar Balkona
Kırıkkale Kültür Merkezi’ndeki bir konferansta görüntü yine değişmedi. Konuşmacıları erkekler salonda, kadınlar ise balkonda dinledi. “Gençlik ve Gençliğin Problemleri” konulu konferans düzenleyen Kırıkkale Valiliği ve Müftülük, haremlik selamlık oturma düzeni uyguladı. Dağıtılan davetiyelerde de, “Kadınlar için balkonda yer ayrılmıştır” uyarısı unutulmadı.

Düşman İşgalinden de Böyle mi Kurtulmuştuk?
Edirne’nin Havsa İlçesi’ne bağlı Hasköy’ün düşman işgalinden kurtuluşunun 81. yıl dönümü kutlamaları haremlik selamlık düzeninde gerçekleşti.

Gözaltında Haremlik Selamlık!
İstanbul’daki terör saldırılarına ilişkin soruşturmalarda gözaltına alınan çoğu kara çarşaflı kadın, kelepçesiz ve kadın polis refakatinde DGM’ye sevk edildi. Sol örgütler ve diğer ağır cezalık soruşturmalarda ise emniyet cinsiyet gözetmeden ve kelepçe takarak çalışıyor. Ancak polis tamamı türbanlı olan bu kadın zanlıların DGM’ye sevk edilmesi sırasında farklı bir tutum sergiledi. Zanlıların İstanbul ve Ankara’ya gönderilişlerinde kadın polisler görev yaptı. Üstelik kadın zanlılara kelepçe bile takılmadı.

Müftü Ne Bilir?
Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din Eğitimi Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen Kuran okuma yarışmasında, kadınların erkeklerle aynı katta oturması tepkiyle karşılandı. Yarışma başlamadan önce Müftü Yardımcısı Kadriye Erdemli ile bir gazetecinin de  aralarında bulunduğu bir grup kadın, camide erkeklerin yanında oturdu. Kadınlar ayrıca oturma düzeninde bir sakınca olup olmadığını İstanbul Müftüsü Çağrıcı’ya sorarak “olur” aldı. Ancak bir süre sonra cemaatten bazı erkekler, kadınların erkeklerle aynı yerde oturmasına karşı çıkarak üst kata çıkmalarını istedi.

Kadın İle Erkek Düğünde Oynar mı?
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker, kadın ve erkeğin düğünlerde birlikte oynamalarının haram olduğunu bildirdi. “Kadın ve erkeğin karışık vaziyette, birbirlerinin yanında, birbirlerine yakın olarak oynamaları dinimizde caiz görülmemiştir. Müslümanlık iddiasında bulunan herkesin bundan uzak durması gerekir.” dedi.

21. Yüzyılın Türkiye’sindeki Zihniyete Bakar mısınız?
Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi’nde açılan yeni kan merkezi; haremlik selamlık olarak ayrılarak hizmet vermeye başladı. Kan vermek isteyen kadınlar ayrı, erkekler ayrı bir bölüme alınıyor. Başhekim Osman Naci Çelik’in kan merkezinde uygulamaya koyduğu haremlik selamlıkla ilgili açıklaması da fazlasıyla ilginç!
Bir kadından kan alınacağı zaman kolunun açılması gerekecek ve diğer tarafta erkek hasta yatıyorsa bu durum rahatsızlık yaratacaktı.”

Beş Yıldızlı Tesettür.
Alanya’da haremlik selamlık uygulamalı, mescitli, içkisiz, diskosuz ama kına ve sıla gecelerinin düzenlendiği dört otel, dini bütün müşterilerine İslami esaslara uygun “yeşil tatil” sunuyor. Bu otellerde, alkollü içki satılmıyor, kadınlara kapalı havuzlar tahsis ediliyor, kadın müşterilere kadın, erkek müşterilere erkek garsonlar hizmet ediyor,  animasyonların yerine ‘kına’ ve ‘sıla’ geceleri düzenleniyor, resepsiyonlarında türbanlı genç kızlar duruyor ve hepsinde küçük birer mescit bulunuyor.

Dedeman Geri Mi Kalsın?
Hotel Dedeman Konya’da yeni bir görüntü sergiliyor. Yeni görüntü de sadece kadınların yararlanabileceği kapalı havuz, fitness-center, sauna ve hamam da yer alıyor. Dedeman Otelleri Pazarlama İletişimleri Müdürü Arzu Kızılkan, diğer otellerinde böyle bir uygulamanın bulunmadığını, ancak Konya’da buna  gerek duyduklarını söyledi. Neden…?

Bir Başka Örnek Daha...
Atlıbay Oteli’nin Halkla İlişkiler Sorumlusu; “Otelimiz herkese açık. Biz sadece kadınlar daha rahat güneşlensinler diye onlara ait havuz yaptık ve etrafını  kapattık” dedi ve ekledi: “Otelin bahçesine mescit  yapmamız da normal.    

Çeşme’de Ayrı Deniz, Ayrı Garson,
Yarımada’da 4 lüks otel ve tatil köyü, hizmetini haremlik selamlık veriyor. İslami  usullere göre “çok yıldızlı tatil” yapmak isteyenler, Çeşme’nin değişik yerlerindeki Yeni  Meltem Tatil Köyü, Club Familia, Ionia Otel ve Eda Garden’a gidiyor. Buralara başı açık kişiler alınmıyor, mutlaka türbanlı olma şartı aranıyor. Kadınlara kadın, erkeklere erkek garson bakıyor. Kadın ve erkekler denize ayrı ayrı giriyor. Kadınlar için ayrılan havuza fotoğraf makinesi, kamera ve cep telefonu sokulması yasak. Otellerde mutlaka mescit bulunuyor. Eğer otel alındığında mescit yoksa diskolar bu amaca hizmet edecek biçime dönüştürülüyor. Bu otellerde animasyon olarak kına geceleri düzenleniyor. İslami tatil otellerinin bir başka özelliği de sahile hiçbir şekilde tekne yada kişilerin
yaklaştırılmaması. Ufukta beliren tekneler, güvenlik elemanları tarafından uyarılıyor.

Otele Gidemeyene Pansiyon.
tellerin yanı sıra ‘İslami usul pansiyonlar’ da yaygınlaşıyor. Diğer turistlerle aynı ortamda kalmak istemeyen kesimler bu pansiyonları tercih ediyor.

İstanbul’a Haremlik Selamlık Plaj
10 yıllığına ‘Hicaz Turizm’ tarafından kiralanan Büyükada Orman İdaresi Dinlenme Tesisleri’nde tesettürlü kadınlar, erkeklerin alınmadığı ‘harem’ plajda denize giriyor. Kadın ve erkeklerin bir arada bulunduğu havuzlu plaja ise ‘damsız’ erkekler alınmıyor. Bir kamu tesisi olan Büyükada Resort’ta tesettürlü kadınlar sadece kadınlara ait                   plajdan, çiftler diğer plajın havuzundan, yalnız erkekler ise sadece havuzlu bölümdeki denizden yararlanıyor.

Kadınlar Hacıbayram Camii’ne alınmadı.
Ankara’da Hacıbayram Camisi’nde Cuma namazı kılmak isteyen kadınlar, “erkeklere yer kalmıyor” gerekçesiyle camiye sokulmadı. Hacıbayram Camiinde Cuma namazı kılmak isteyen kadınları Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin özel güvenlik görevlileri, “Yer yok. Erkekleri sizin bölüme alıyoruz” diyerek içeri almadı. Bunun üzerine kadınlar kar              üzerinde namaz kılmak zorunda kaldı.

Yüzyılın Buluşu İnternette Haremlik Selamlık,
Çağ değiştiren icat internet, Türkiye’de çağdışı bir kafaya çarptı. Denizli’deki Bir -Net İnternet Cafe’de haremlik selamlık uygulamasına geçildi! İnternet kafe, erkeklere ve kadınlara ayrı ayrı hizmet veriyor. Bir yanda teknoloji sever erkekleri, bir yanda ise kadınları ağırlıyor. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı bölümlerde internetin derinliklerine dalıyor.

AKP yönetimi ile birlikte; kadını, “cinsel bir öge” olarak gören, toplum içinde kapanması, resim, heykel ve giysilerinin sansürlenmesi gerektiğini düşünen zihniyet,  devlet törenleri, devlet işleyişi ve belediye faaliyetleriyle topluma ulaştı. Bu baskıcı tutum toplum içinde yaygınlaştı.

Protokol Tribününde Mini Etek Giyersin Ha!
Adana Yüreğir Spor Salonunda gerçekleşen, sanatçı parlamenterlerin şiir dinletisinde Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener konuşmasını yaparken, protokol tribününde ikram görevlisi olarak çalışan iki hostes görevlilerce tribünden indirildi. Kızların bacakları önce hırkayla örtüldü, ardından salondan çıkarılarak evlerine gönderildiler. Giydikleri giysi nedeniyle kadınları salondan çıkaran zihniyet başka yerlerde başka neler yapacak acaba?

Vali’den Müdüre Ret, Öğretmene Ceza
Konya’da öğrencilerin streç pantolon giyen kadın öğretmenlerden tahrik olduğunu öne süren, “Öğrenci 15 yaşında, karşısında tüm hatları belirgin bir kadın. Bana  öğretmen, öğrenciyi tahrik ediyor gibi geliyor” diyen Konya İl Milli Eğitim Müdür Vekili hakkında soruşturma izni vermeyen Vali, ‘Kadınlar cinsel obje olarak görülemez’ diyen öğretmen hakkında soruşturma açtırdı. Öğretmen, ‘Kadınlar cinsel obje olarak görülemez. Kadını tahrik unsuru olarak gören bu ilkel ve gerici zihniyet işyerlerinde cinsel tacizin sorumluluğunu kadına yükleyerek hak ihlalinin sürmesi için zemin hazırlamaktadır’ dediği için soruşturma geçirdi. Öğretmene en ağır ikinci disiplin cezası olan kıdem indirimini uygulandı.

SİYAD “En İyi Film” Seçiyor, AKP “Porno” Diyor
AKP Bornova İlçe Teşkilatı, sinemaseverlerin büyük beğenisini toplayan “Amelie” adlı filmin porno olduğunu öne sürerek, filmi okul salonunda öğrencilere gösteren Bornova Anadolu Lisesi yöneticilerini, AKP Genel Merkezi’ne, AKP İzmir milletvekillerine ve Milli Eğitim Bakanlığı’na şikayet etti. Milli Eğitim Bakanlığı, şikayet üzerine yöneticiler hakkında kapsamlı soruşturma yapılması talimatı verdi. AKP’lilerin iddiaları şöyle: “Geçen yıl ‘Bahar Şenliği’ adıyla  düzenlenen aktivitede, Bornova Anadolu Lisesi Salonu’nda, bir hafta, ‘Amelie’ adlı porno film seyrettirildi.”     
 
İmitasyon Heykellere Alçılı Sansürü Müşteriler İstemiş
Karaburun’da sahip değiştiren bir otelin önündeki, yarı çıplak kadın heykellerinin üstü, önce bezle örtüldü, daha sonra ise heykelin açık olan yerleri alçıyla sıvandı. Otel yetkilileri bu uygulamayı, müşterilerinin isteği üzerine yaptıklarını söyledi.

  
Kendi Sansürünü Kendin Yap
Bir iş hanının duvarına asılan T-box afişi, müstehcen olduğu iddiasıyla tartışma yarattı.     AKP’li Belediye Başkanı ve Vakıflar Bölge Müdürü ‘kaldırılsın’ derken, reklam firması afişin kalça kısmını sansürledi.

Mayo Reklamı Kriz Yarattı
Sunset firmasının Bağdat Caddesi’ndeki Boyner mağazasına asılan mayo reklamına İstanbul Büyükşehir Belediyesi izin vermedi.

İlaç Reklamına Tepki
Çengelköy’de bir eczane vitrinine astığı selüloit kremi reklam afişini çıplak bacaklar yüzünden kaldırdı. Kaldırmayıp da eczanesinin camlarının kırılmasına seyirci mi kalsaydı?   

İç çamaşırına Tehdit
İç çamaşırı sergilediği için Fatih’deki bir kozmetik mağazasının vitrinine, “Karını ve çocuklarını öldürürüz” diye tehdit yazısı asıldı. Dükkan sahibi 2 ay önce de sakallı iki kişi tarafından tehdit edilmişti.

AKP yönetimiyle, kurumların personel alma kriterleri, hizmet standartları, din eksenine, laiklik karşıtlığına dayandırıldı. THY’lardaki uygulama bu örneklerden biri. CHP soru önergesi vererek konunun incelenmesini istedi.

THY, VIP ve CIP salonlarına alınacak personel için basında, “irtica testi” olarak  adlandırılan bir “kişilik envanteri” uygulamasına geçti.
Bu döneme kadar uçaklarda görmeye alıştığımız Atatürk’ün “İstikbal Göklerdedir”   özlü sözünün yer aldığı panolar kaldırıldı.
Yolculara verilen ıslak mendillerin üzerine, “içinde alkol yoktur” yazıları yazdırıldı.

Minnesota çok yönlü kişilik envanterindeki İslami sorular
THY, VIP ve CIP salonlarında görev alacak personeli belirlemek için, adayların “evet” ya  
da “hayır” şeklinde cevaplayabilecekleri, adına “envanter” dedikleri 566 soruluk bir test 
uyguluyor. İşte testteki sorulardan bazı örnekler:
*Allah’ın varlığına inanırım
                 *İnsan hiçbir zaman alkollü içkiyi ağzına almamalıdır.
                 *Allah bana özel bir görev vermiştir.
                 *Peygamberimiz göğe çıkma gibi mucizeler göstermiştir.
                 *Açık saçık hikayelerden rahatsız olurum.
                 *Sadece bir tek dinin doğruluğuna inananlara tahammül
                  edemem.
                *Birçok kimseden daha fazla dindarımdır.
                *Cinsel yaşamım yüzünden başım hiç derde girmedi.
                *Çoğu zaman kız olmayı isterdim. (Şayet kız iseniz) Kız 
                  olduğuma hiç üzülmedim.
                *Bence cinsel yönden kadınlarda erkekler kadar serbest
                  olmalıdır.               
                *Mastürbasyonda kendi cinsimle ilgili hayal beni tahrik
                  eder.
                *Homoseksüelliği çok iğrenç buluyorum.
                *Ara sıra söylenemeyecek kadar ayıp şeyler düşünürüm.

THY yetkilileri, başvurulan envanterin, uluslar arası alanda bilimselliği kabul edilmiş, Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri olduğunu ve Türkiye’de de pek çok üniversite ve şirkette uygulandığını ifade ettiler.

AKP yönetiminde giderek güçlenen “irtica”, kendi giyim anlayışını, yaşam biçimini sokaklara, eğlence yerlerine, şiddet, zorbalık ve toplu gösterilerle taşıdı; kurtarılmış mahalle ya da bölgelerde irticai yaşam kuralları hukukun yerini aldı; gösteriler linç boyutuna ulaştı.

Takkeliler Sokaklarda
Özellikle büyük kentlerde kara çarşaflı kadınların sayısındaki artış dikkat çekici. Başkent Ankara’nın göbeği Kızılay’da sakallı, takkeli adamlar, “iki adım arkasında yürüyen türbanlı kadınlarıyla” görüntü veriyor.

Barlarda Dini Tebliğ
Barları dolaşan sakallı- takkeli kişiler yurttaşları uyarmaya başladı. Hizbut-Tahrir örgütü el ilanlarıyla yurttaşları  ‘şeriata’ çağırır hale geldi.

Kutsal Günler Yobazların Saldırısı Altında
6 Kasım 2003’te İstanbul’da Taksim – Bahçeköy hattındaki halk otobüsünde kahve içen bir genç, “Utanmıyor musun lan kafir… Oruçlu insanların önünde kahve içmeye” denilerek saldırıya uğradı.

Ankara’da Uygulanan Şeriat Mahkemesi Kararı
2006’nın Ramazanının birinci gününde, kendini şeriat polisi sanan bir grup yobaz ayaküstü şeriat mahkemesi kurup genç bir çifti, linç etmeye kalkıştı... Kızılay Konur Sokak da tekme tokat saldırıya uğrayan genç çiftin saldırganların elinden kurtulma çabaları sonuç vermedi. Kan içinde kalan gençlerin imdat çığlıklarını duyan vatandaşlar polis çağırdı. Genç çift adını söylemekten korktu. Tüm ısrarlara rağmen hastaneye gitmedi.

Ramazanlar artık havaya ateş açarak kutlanıyor
İzmir’de bir grup Ramazan ayının gelişini kutlamak amacıyla havaya ateş açtı. Evinin terasında çamaşır asan iki çocuk annesi Gülbeyaz Başsaatçi ‘domuz kurşunu’ ile başından vuruldu.

Rejime Meydan Okunan Eylemlerde Kadınlar Kullanılıyor
Hizb-ut Tahrir’in, Fatih Camii avlusunda, tekbirler eşliğinde Atatürk’e sövgüler yağdırarak, Cumhuriyete tehditler savurarak gerçekleştirdiği eylemde kadınlar ön saflarda…
Demokrasi küfür nizamıdır, onu almak, tatbik etmek haramdır.”, “Ya demokrasi ile zillet ya hilafet ile izzet” diye sloganlar atan, Cumhuriyet düşmanı bu ses, devletin güvenlik güçlerinin izleyiciliğinde Fatih Camisi avlusunda kin kustu. Güvenlik güçleri, 24 sayfalık bildiriyi sükunetle dinledi. TV kameralarının önünde nara atan rejim düşmanları elini kolunu sallayarak dağıldı.
Hizb-ut Tahrir ertesi gün gazetelere kurye göndererek, tehditlerle dolu şu açıklamayı yapıtı:   “Fatih Camii’nde yaptığımız çağrının, laikliği şiar edinmiş demokratik siyasi partilerin ve diğer laik kesimlerin kalplerine derin bir korku saldığı yapılan açıklamalardan da anlaşılmaktadır. CHP nezninde, tüm demokratik partilere ve tüm laik kesimlere sesleniyoruz. 84 yıldır siyasi arenada baş gösteren demokratik laik partilerin Türkiye’yi ve bu topraklarda yaşayan müslümanları getirdiği nokta ortadır. Hizb_ut Tahrir’in ve onun bayraktarlığını yaptığı hilafet fikrinin yükselişi asla durdurulamayacaktır. Dün bizler Hizb-ut Tahrir olarak Fatih Camii’ne ümmete bir nidada bulunmak için geldik.., Allah’ın izniyle bir dahaki gelişimiz hilafet bayrağını İstanbul’a dikmek için olacaktır.”
Bir sonraki Cuma, Ankara’da Hacı Bayram Camii’nde, Hizb-ut Tahrir yeniden ortaya çıktı. Hem de, Devletin, Başbakan’ın bilgisi dahilinde... Cumhuriyete yeniden meydan okuyarak…

Fatih Çarşamba’da Adeta Ayrı Bir Devlet Kurulmuş!
Fatih’te İsmailağa Cemaati, yalnız yaşam tarzları, giyim- kuşamları ile değil, eylemleri, kararları ve uygulamaları ile de ayrı bir devlet gibi hüküm sürüyor. Cemaat bölgeyi tamamen ele geçirmiş. Namaz sonrası cemaat önderinin yanına konan koca kutular altınla, dövizle, parayla dolduruluyor. Yani vergi toplanıyor. Cemaat cami altında toplanıp kendi mahkemelerini kuruyor. Alınan kararlar tam bir disiplin içinde uygulanıyor. Yani kendi hukuk düzenini işletiyor. Bölgede gezmek isteyenlere ise güvenlikçiler müdahale ediyor. (Fatih, Beykoz, Bağcılar ve Üsküdar’daki birçok camiye, imam ve müezzin kadrosu dahil olmak üzere yabancı alınmıyor.) Kısaca, Çarşamba’da güvenlikçileri, mahkemeleri, vergi düzeni ile başka bir devletin varolmasına onay veriliyor... Bunun adına da demokrasi deniyor!

Resmi Rapor Sümenaltı, Emniyet Kuşatılmış
İstanbul Emniyeti 1980-2000 yılları arasında, Fatih’in Çarşamba mahallesinde kalabalıklaşan ve kılık kıyafetiyle dikkat çeken İsmailağa Cemaati ile ilgili bir rapor hazırladı. 2000 yılında hazırlanan bu rapor sümen altı edildi. Daha sonra Ankara Savcılığı’nın İsmailağa Cemaati’ni “çete” olarak nitelediği ve Emniyete gönderdiği rapor da hiçbir işlem görmedi.

Tarikatın Kaçak Yapısına Göz Yumuluyor
İstanbul’un en büyük kaçak yapılarından biri olarak gösterilen, 8 katlı İsmailağa Camii Kuran Kursu binası, hakkındaki yıkım kararına rağmen tamamlandı. 1992’de  başlayan ve belediyece durdurulan inşaatın mührü  sökülerek; inşaat bitirildi. Kuran Kursu faaliyetini  sürdürürken, 2005’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce yıkım kararı onaylandı ve resmi tebligat çıkartıldı.

Fatih’te Bir Cinayet… Bir Linç…
İstanbul Fatih’te İsmailağa Camii imamı katledildi. Cinayeti işleyen kişi de camidekiler tarafından öldürüldü. Polis, (Adli tıp uzmanlarının görüşlerine aksine) önce cinayeti işleyenin intihar ettiğini açıkladı, Hükümet bu açıklamayı teyit eden beyanlarda bulundu. Sonra, olayın bir “linç” vakası olduğu ortaya çıktı. Ancak, failleri bir türlü yakalanamadı. Tarikatlar ve cemaatlerle beslenen Hükümet, irtica odakları bu kadar açığa çıkmışken sessizliğini ve eylemsizliğini koruyarak cemaatleri beslemeyi, desteklemeyi sürdürüyor.

İşte AKP’nin Türk Kadını için çizdiği tablo…

Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Kadınları bu tablonun içine hapsedilmeye çalışılıyor.

Bu karanlığın içinde yer alabilir miyiz?

AKP Yönetiminin “kadını” tartıştığı
taşıdığı
taşırdığı
özetle indirgediği tek konu

TÜRBAN

Halkın masum başörtüsünü, siyasi ideolojilerinin simgesi türbana dönüştüren AKP, bu şekilde kadınlarımızın inançlarını sorgulamayı, boyunduruk altına almayı, özgürlüklerini kısıtlayarak, “sessiz devrim”lerinin neferi yapmayı hedeflemektedir.

“Türban” ve türban konusundaki uygulama ve çabalardan seçilmiş “karalar”… “kara lekeler”…

Rejime karşı olan siyasal taleplerin, siyasal sistem karşıtlığının sembolü haline dönüştürülen türban, AKP yönetimiyle birlikte, yaygınlaştırılmak ve meşrulaştırılmak istendi.

Bu konuda, eşleri, partilileri, bürokratları, belediyeleri ve belediyelere bağlı kuruluş ve şirketlerde çalışanları ile yeterince görsel model oluşturup gözlerimizi alıştırmakla işe başladılar.

Sonra onların, taşkın gösterilerde, kamusal alanlarda olmalarına; küçük çocukları, duyguları, inançları kullanmalarına izin verdiler.

Sıra sosyal baskı alanları oluşturmaya ve baskının gücünü sergilemeye gelmişti… Başardılar. “Dışlama”, “zorlama” ve “şiddet”ten oluşan yüzlerce “kara leke”yi “kanlı baskın”lara kadar taşıdılar.

Radikal bir grubun tutsağı olup, devletin gücünü arkalarına alıp edindikleri gündemi, yani “türban”ı Türkiye’ye dayattılar.

İşte örnekleri…

Bizzat Başbakan tarafından “türban”, inançlı Müslümanlığın koşulu;
Türban takmayan Türk kadını ise; “inançsız” ilan edildi.
                                                   
Başbakan’ın beyanından;
“Üniversitelerde başörtüsü yasağını doğru bulmuyorum. Kaldırmak için çalışmalar yapıyoruz. Kuran’a göre bir kadının türban takması gerekiyor.
Kuran’da bir kadının başörtüsü takması hükmü var. Benim eşim ve kızım inançlı Müslümanlardır. Benim kızım Kuran’a saygı duyduğu için bu kuralı uyguluyor. Ayrıca kızım başörtüsünü şık buluyor. Ve başörtüsünü moda      sebebiyle takıyor.”

Başta Dışişleri Bakanı’nın eşi olmak üzere, türbanla üniversiteye giremediği gerekçesiyle önce İdari Yargıda, sonra AİHM’de Türkiye aleyhine dava açanlar oldu

AİHM üniversitelerdeki türban yasağının din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olmadığına karar verdi. AİHM “türbanlı fotoğraf”la üniversiteye kayıt yaptırmak isteyen Marmara Üniversitesi öğrencisi Emine Araç’ın açtığı davayı da reddetti.

Bir Bakan Eşinden Türkiye’ye Dava!
Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül’ün eşi türbanlı fotoğrafıyla üniversiteye kayıt yaptıramayınca, “Böyle bir uygulamanın Moskova’da bile olmadığını, hesap soracaklarını” belirterek İdari Yargıda dava açmıştı. Davayı kaybetti. Bunun üzerine AİHM’e Türkiye aleyhine dava açtı. 100 bin EURO tazminat istedi.

Leyla Şahin Bakan Eşini İzledi
Leyla Şahin Yüksek Öğrenim Kurumlarında türban takma yasağıyla ilgili olarak, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’e dava açtı. AİHM 29 Haziran 2004 tarihinde davayı reddeden kararını açıkladı. Şahin bunun üzerine temyize başvurdu. AİHM Büyük Dairesi Temyiz Başvurusunu da reddetti.

21 Haziran 1998 tarihinde Leyla Şahin’in Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna YÖK’te türban takma yasağının, Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin, 8,9,10. ve 14. maddelerine aykırı olduğu iddiası ile yaptığı başvurusu sonucunda, AİHM’in verdiği kararın özeti (29 Haziran 2004) şöyleydi:

“Başvuranın başörtüsü takmasına sınırlama getiren düzenlemeler, başvuranın dinini ifade etme özgürlüğüne bir müdahaledir. Ancak, bu müdahalenin Türk Hukukunda yasal bir dayanağı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili içtihatlarına öğrencilerin üniversitelerde başörtüsü takmalarının Türk Anayasasına aykırı olduğunu açıkça belirtmiştir. Danıştay, başörtüsü takmanın Cumhuriyetin temel ilkelerine uygun olmadığı görüşünü benimsemiştir. Bu kurallar başvuranın üniversiteye kayıt olmasından önce de vardı ve başvuranın bunu bilmesi gerekiyordu.
Mahkeme, İstanbul Üniversitesi’nin bu konuda yaptığı düzenlemenin, başkalarının hak ve özgürlüklerini ve kamu düzenini korumak gibi geçerli nedenlere dayandığına hükmetmiştir. Başvuranın dini ifade etme özgürlüğüne yapılan bu müdahale, birbirini tamamlayan ve güçlendiren laiklik ve eşitlik ilkelerine dayanmaktadır. Bunlardan özellikle laiklik ilkesi, üniversitelerde dini sembol içeren kıyafetlerin giyilmesine getirilen yasakta büyük rol oynamıştır.
Laiklik ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin temelini oluşturan değerlerle de uyum içindedir ve Türkiye’de demokratik sistemin kurulması için gereklidir. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Mahkeme, İstanbul Üniversitesi’nin başörtüsü takılmasına getirdiği sınırlandırmaların ve bu uygulamaların haklı amaçla yapıldığına ve demokratik bir toplumda gerekli olduğuna hükmeder.

Bu nedenle, Mahkeme oybirliğiyle; AİHM Sözleşmesinin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkını düzenleyen 9.maddesinin ihlal edilmediğine ve konuyla ilgili gösterilen diğer maddelerin de iddiasıyla ilgili bulunmadığından incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.”

Türbana ilişkin AİHM kararına karşı Başbakan, bu konuda söz söyleme hakkının AİHM’de değil, din ulemasında olduğunu söyledi.

Başbakan’ın fetvası:
AİHM’in türbanla ilgili kararı üzerine Başbakan  fetva verdi
Mahkemenin bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme  hakkı din ulemasındadır.”

AKP yönetimi, türban kullanımının sergilenmesi, ön plana çıkması için her alanın zorlanmasına, her ortamın kullanılmasına izin verdi. Türban kamusal alanlara taşındı ve yaygınlaştı.

Yasalara ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına rağmen türban kamu kurumlarına sokuldu.
TBMM’de, AKP grup toplantılarında türban şovları yapıldı.
Eşleri türban takan bürokratların atanmasına özen gösterildi.

Kamuda Gedik Açılıyor
AKP, yasalara ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına rağmen türban için kamu kurumlarını da zorlayıp, TBMM’de, TRT’de ve belediyelerde gedik açabildi. Okullar da bunu izledi. Artık TBMM’de “danışman” adı altında çalışan kişiler türbanlarıyla boy gösteriyor. TRT’ye türbanlı stajyerler alınıyor. Belediyelerde personele türbanlı iş kıyafeti giydiriliyor ve öğretmenler türbanlarıyla derse giriyor.

Türban Artık Üniforma

İstanbul’un AKP’li Maltepe Belediyesi, türbanı resmi üniforma yaptı. Maltepe Belediyesi Evlendirme Dairesi’nde çalışan personele tek tip türbanlı kıyafet giydirilerek, türban üniformaya dönüştürüldü. AKP’nin baştan beri türbanı siyasi simge olarak kullandığını söyleyen yurttaşlar; belediyenin de bir adım daha atarak “türbanlı üniforma” yaptığını belirtip, devletin bu duruma seyirci kalmamasını istedi.

Türban Resmi Geçitte
TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın da bulunduğu resmi törende ilkokul öğrencisi kızlardan oluşan halk dansı gösteri grubu, başlarını yöresel kıyafetin gerektirdiği gibi değil, türban şeklinde bağlayarak gösterilerini yaptılar. Bu durum izleyiciler tarafından tepkiyle karşılandı.

Radikal gruplar, dernekler eliyle “sosyal baskı şovları”na dönüşen türban gösterilerine ve bu gösterilerde çocukların ön planda  kullanılmasına izin verildi.

Gerekirse 5 Yaşındaki Çocuklara Türban Takılır
Konya’da Halk Eğitim Dayanışma ve Araştırma Derneği bir yürüyüş düzenledi. 5 yaşında bir kız çocuğu türbana sokuldu, kürsüden baş örtüsü adlı şarkı söyletildi. Erkekler tekbir getirdi. Kara çarşaf giydirilen çocukların kafasına Arapça “La ilahe illallah” yazılı pankartlar takıldı. Çocuklar bir kez daha karşı devrimin hedefi oldu.

Sosyal ve kamusal alanlardaki türban baskısı, kimi zaman “rüşvet”, kimi zaman tehdit oldu;nefreti, korkuyu, paniği doğurdu.

Gerekirse Sınıf Geçirilir
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ahlat Meslek Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi hakkında  şikayette bulunan öğrenci mektubunda, 2000 yılından bu yana adı geçen okuldan mezun olan ve türban takan öğrencilerin “geçmez” olan sınav kağıtlarını geçer not olarak kayıtlara geçirildiğini bildirdi. 
Yusuf Hoca türban konusunda beni ve arkadaşlarımı bunalttı. Arkadaşlarımız açmak istiyorlardı. Ancak Yusuf Hoca’nın korkusundan açamıyorduk. Açmasak okuldan oluyorduk... Yusuf İslam Hoca Atatürk’ün Müslümanları dışladığını ve zulme uğrattığını hep anlatırdı. Bu konuda hafta sonları bazen konferans yapardı. Bu olaylar sonucu Cumhuriyete, Atatürk’e(Yücel Hoca ‘kefere’ derdi), Cumhuriyetçilere, rejime kin ve nefret duygularıyla doldum. Elime silah verseler ben de bazılarını öldürebilirdim. Danıştay saldırısını ben de yapabilirdim.

Gerekirse Hedef Gösterilir
Vakit Gazetesi, 13 Şubat 2006’da “İşte O Üyeler” manşetiyle bir habere yer verdi. Haberde, Ankara’da okula giderken türban takan anaokulu öğretmeni Aytaç Kılınç’ın, müdürlük yapamayacağı yönündeki karara yaptığı itiraz süreci aktarılmakta; özellikle Danıştay 2. Dairesi’nin kararı ayrıntılarıyla irdelenmektedir. Haberin ilginç yanı, üyelerin resim, isim ve kimlik bilgilerinin ayrımlanmış olarak sergilenmesidir. Üyeler, açıkça hedef gösterilmiştir.

Gerekirse Ölünür
Bir süre önce İzmir’in Urla ilçesinde denize giren türbanlı kadın ve genç kızlardan oluşan 48 kişilik gruptan 5 genç kız, yüzme bilmedikleri için boğularak yaşamını yitirdi. Görgü tanığı, “Sabah türbanlı bir grup geldi. Grubun başında Hacı Öğretmen dedikleri orta yaşlı bir hanım vardı. Denizde birden panik yaşandı. Çadırımızın yanına gelen türbanlı bir hanım, erkek olduğum için benden yardım istemeyip eşime yalvardı. Ben ve arkadaşlarım yardıma koştuğumuzda ise 5’i ölmüştü” dedi.

BASKI VE TEHDİTLER, BOYUN EĞMEYENLERE VE KADINA KARŞI AYRIMCILIĞA, ŞİDDETE   DÖNÜŞTÜ.

Gerekirse Otoparklar Ayrılır
Bursa’da başı açık genç bir kadın kendi kullandığı otomobiliyle mahalle arasındaki bir otoparka girmek istedi. Ayağı takunyalı, eli tespihli, çember sakallı bir görevli tarafından, otopark girişinde durduruldu. Yanlış yere girdiği söylendi. Genç kadın şaşkınlıkla olayın ne olduğunu anlamaya çalışırken, otopark görevlisi “Burası otoparkın selamlık bölümü, harem bölümü ise yan otoparkta, oraya gidin siz” dedi.

Gerekirse Arabadan Atılır

İzmir’de 23 Nisan törenlerini izlemeye gitmek için çocuklarıyla minibüse binen bir kadın, başı açık olduğu için türbanlı dört genç kız tarafından arabadan indirildi, başını örtmesi için tehdit edildi ve yolda bırakıldı.

Gerekirse Saldırılır
İzmir Karaburun’da gazeteci Gülden Aydın’ın kızı Ceren, bikiniyle denize girdiği için türbanlı ve haşemalı bir grubun saldırısına uğradı. 

Gerekirse Müdür Dövülür

2 Mart 2005’te İstanbul Beykoz Karlıtepe İlköğretim Okulu Müdürü Korkmaz Gülen, “Haydi Kızlar Okula Kampanyası” kapsamında okula gönderilmesini istediği kız çocuğunun velisinin kendisine “Ben çocuğumun başını açarak okula gelmesini istemiyorum” demesiyle başlayan tartışma, Gülen’in dövülmesiyle sonuçlandı.

Gerekirse Taşlanır
Konya’da Hz. Muhammed’e hakaret karikatürlerini protesto etmek amacıyla düzenlenen “Resul’e Sadakat” yürüyüşü sırasında, Sabah Gazetesi muhabiri Aliye Çetinkaya; başı açık olduğu için ‘kahpe’ ve ‘kafir’ diye nitelendirilerek taşlı saldırıya uğradı.

Gerekirse Bombalanır
İstanbul’da avukatlık yapan Alpaslan Aslan’ın, türbanı gerekçe göstererek Danıştay 2. Dairesi’ne gerçekleştirildiği saldırıdan önce de, 5-10-11 Mayıs 2006 tarihlerinde, Şişli’deki
Cumhuriyet Gazetesi binasına el bombası attığı belirlendi.

Türbana yönelik propaganda ve baskılar, kinle, nefretle yoğrulmuş ve katliam yapabilecek kadar sapkın neferlerini yarattı. Danıştay 2. Dairesi’ne düzenlenen ve   bir üyenin ölümü, dördünün yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı baskının faili, saldırıyı “türban” için yaptığını itiraf etti.

Gerekirse Öldürülür
Avukat Alpaslan Aslan, 16 Mayıs 2006’da düzenlediği, Danıştay 2. Dairesi’ne yönelik saldırıda görevleri başındaki daire üyelerinden Mustafa Yücel Özbilgin’i öldürüp, Başkan Mustafa Birden ve diğer üyeleri de çeşitli yerlerinden yaraladı. Aslan yakalanınca, saldırıyı türban için yaptığını ve karara “red” oyu veren üyeyi yanlışlıkla yaraladığı için üzgün olduğunu açıkladı.

Kanlı türban baskını için hükümet;
        *Önce, “türbanla ilgili değil”,
        *Sonra, “komplo” nitelemesini yaptı ve Başbakan, kendi deyimiyle bir “akıl
         tutulması” sergileyip, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bu komplonun içinde
         olduğunu söyledi.

                                     Ve Hatırlatıyoruz!…

Özgürlükçü düşüncenin dogmalardan uzak durmayı gerektirdiğini
Özgürlüğün dinsel zemine dökülmeden ele alınmasının zorunluluğunu,
Laikliğin toplumsal barışın temeli, Anayasa’nın değişmez hükmü olduğunu,
Türbanın kamusal alana taşınması talebinin ulusal ve uluslar arası mahkemelerde görüşülüp karara bağlandığını,

HATIRLATIYORUZ…

     
İslam dininde, fikriyatında, Hazreti Peygamber dışında, İslami gerçeği tebliğ etmek, tayin etmek, belirlemek yetkisine sahip bir başka ilmi, dini otorite olmadığını,
Başbakanlığın, dini fetva verme makamı olmadığını,
Ülkenin yoksullukla, işsizlikle kavrulan kadınlarını, inançlı-inançsız diye ayırıp, bölmenin bir Başbakan’a yakışmadığını,
Kadınları toplumsal yaşamın dışına iten, ayıran, bölen, sınıflandıran yaklaşımlara izin verilemeyeceğini,
Kimin inançlı, kimin inançsız Müslüman olduğunu söylemenin , laik Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın görevi olmadığını,
Tüm bu yaklaşımların; Türkiye Cumhuriyeti’nin kimliğine, değerlerine, kuruluş esaslarına, taban tabana zıt olduğunu,
Bu sorumsuz gidişin karşısında; Atatürk ilkelerine inanan milyonlarca yurttaşı, bulacağını, Cumhuriyetin aydınlığıyla “eşit yurttaş” olan kadınların, haklarını, kazanımlarını hiçbir hevese fırsat vermeyecek şekilde koruyacağını

HATIRLATIYORUZ…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti laiklik ilkesi üzerine kurulmuştur. 29 Ekim 1923’te, Cumhuriyetin ilanından sonra, kamu ve din alanları bir dizi reformla birbirinden       ayrılmıştır. Cumhuriyetin kıyafet sorunuyla ilgili olarak yaptığı reformlar, toplumun 19. yüzyıldaki evriminden ilham almış ve öncelikle, din ve mezhep sebebiyle ayrımcılık yapılamaması amacıyla, tüm vatandaşların toplumsal yaşamda eşitliğini garanti altına alan, din dışı bir alan yaratmayı hedeflemiştir. Bu amaçla, kılık kıyafet ve başörtüsüyle ilgili birçok hukuki düzenleme gerçekleştirilmiştir.

Kılık Kıyafet Ve Başörtüsüyle İlgili Hukuki Düzenlemeler;

İlk kararname, Atatürk’ün imzasını taşıyan, 5 Eylül 1925 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2413 sayılı” Devlet Memurları’nın Kıyafetleri Hakkında Kararname’dir.

Kanunla yapılan ilk düzenleme, 28 Kasım 1925 tarihli, 671 sayılı “Şapka İktisası Hakkındaki Kanun”dur. Bu yasa ile giyimin çağdaşlaşması öngörülmüş, giyimle dinsel inançlar arasında ilişki kurulmaması gerektiği vurgulanmıştır.

3 Aralık 1934 tarihli, 2596 sayılı kanunla; hangi din ya da mezhepten olursa olsun mabet ve ayinler dışında dini kisve giyilmesi yasaklanmış, öğrenci ve memurların kıyafetleri belirlenmiştir.

12 Mayıs 1982 tarih ve 2670 sayılı kanunla Devlet Memurları Kanununa eklenen, ek 19. madde ile “devlet memurlarına kamu kurum ve kuruluşlarında kıyafet mecburiyeti” getirilmiştir.

16 Temmuz 1982 tarihli ve 8/3349 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla MEB’ye bağlı öğrencilerle, MEB’ye ve diğer bakanlıklara bağlı görevlilerin kıyafetlerine ilişkin yönetmelik yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmeliğe göre: Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel ile bakanlıklara bağlı okullardaki görevliler ve öğrencilerin, uygar, aşırılığa kaçmayacak, sade bir kılık ve kıyafette olmaları öngörülmüştür. Kadınların görev mahallinde, kız öğrencilerin ise okullarda başlarının açık olacağı belirtilmiştir.

Yüksek Öğrenim Kurumlarında ilk türban yasağı Yüksek Öğretim Kurumu’nun 20.12.1982 tarihli genelgesi ile getirilmiştir. Danıştay 8. Dairesi bu genelgenin iptali isteğiyle açılan davayı, Esas 1984/636 Karar 1984/1574 sayılı 13.12.1984 tarihli kararıyla: Türbanın masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak, kadının özgürlüğüne ve Cumhuriyetin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi haline geldiği gerekçesine dayanarak reddetmiştir. 

Yüksek Öğretim Kurumları, Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 7. maddesine, 1987 yılında (H) bendi eklenerek kapalı mekanlarda türban yasaklanmıştır. (Yönetmeliğin bu hükmünün iptali için açılan dava da Danıştay tarafından reddedilmiştir.)

Diğer taraftan Üniversite Senatoları tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulan kayıt kabul, sınıf geçme, diploma yönetmeliklerinde kayıt, kimlik ve diploma için verilecek  resimlerde kızların başı açık, erkeklerin sakalsız resim vermeleri gerekliliği yönünde hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerin iptali için davalar açılmıştır. Açılan davalar, İdare Mahkemeleri, Danıştay, Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonları tarafından reddedilmiştir.

10.12.1988 tarih ve 20032 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 3511 sayılı Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün kurulmasına dair kanun ile 14.01.1970 tarihli ve 2547 sayılı kanun ve 04.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında ki 422 sayılı kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulüne dair kanuna eklenen 16. madde ile “ Yüksek öğretim kurumlarında dershane, laboratuar, klinik, poliklinik ve koridorlarda çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunluluğu yanında, dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir” hükmü getirilmiştir.

Bu hüküm Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa ve Devrim Yasalarına aykırı bulunarak iptal edilmiştir. İptal kararı;

Bu yasal düzenlemelerin din kurallarına, dinsel inançlara ve gereklere göre yapılamayacağı, dini inanç gereği saç ve boyun kapatılmasına ilişkin yasal düzenlemenin Anayasa’nın Başlangıç bölümünde yer alan ilkelere ve özellikle laiklik ilkelerine aykırı olduğu, Anayasa’nın 2.maddesinde yer alan T.C.’nin Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir hükmüne aykırı olduğu,

Anayasa’nın 10.maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı, Anayasa’nın din ve vicdan hürriyetini düzenleyen 24. maddesine, Anayasa’nın İnkılap kanunlarının korunmasını düzenleyen 174. maddesine aykırı olduğu gerekçesine dayandırılmıştır.

1990 yılında 3670 sayılı kanunla 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu’na eklenen 17.madde ile “ Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak koşuluyla Yüksek Öğretim Kurumlarında kılık, kıyafet serbesttir” hükmü getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu hükmü iptal etmemiş, ancak gerekçesinde, türbanın yürürlükteki kanunlara göre, esasen takılamayacağı açıklamasına yer vermiştir.

Anayasa Mahkemesi 31 Temmuz 1991 tarih ve 20946 sayılı Resmi Gazete de yayınlanan 09.04.1991 tarih 1990/36 esas, 1991/8 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesi’nin 07.03.89 tarihli kararına atıfta bulunarak, “Esasen saç ve boynun örtü veya türbanla kapatılmasının Anayasa’nın Başlangıç bölümüne, 2. maddesine, 10. maddesine, 24. maddesine, 174. maddesine ve yargı kararlarına aykırı olacağı, yürürlükteki mevzuata göre suç oluşturacağı yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak koşulu ile Yüksek Öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir” hükmünün ise saç ve boynun türban ve örtüyle kapatılmasına imkan sağlayamayacağı ifade edilmiştir.

Bu konuda 3 Anayasa Mahkemesi kararı daha vardır.

Anayasa Mahkemesi bir siyasi partinin kapatılması talebiyle açılan davada aldığı 16.01.1998 tarih ve 1997/1 E, 1998/1 K sayılı kararında; türban yasağı konusu yeniden değerlendirilmiş ve “ dinsel nedenlere dayanılarak türbanla boyun ve saçların örtülmesine resmi daire ve üniversitelerde serbestlik tanınmasının” Cumhuriyetin ve Anayasa’nın temel prensipleri ile laiklik ilkesine aykırı olacağı” ifade edilmiştir.

                             gidişatı görüp, sakınmanız dileğiyle

                                                         UYARIYORUZ!...                      

Laik, demokratik bir hukuk devletinde ulema yaratma hevesine kapılan, Ülke sorunları karşısında İslam-i referanslar kullanmayı alışkanlık haline getiren, Cumhuriyeti kuşatma, toplumu dinselleştirme amacını taşıyan AKP iktidarının örnek aldığı din devletlerinden kadın portreleri göstermek istiyoruz.

İbretle görülecek örnekler...

Görmediğimiz kadınların, bilmediğimiz hayatları.

Ve bir daha düşüneceğiz.

Ya sahip olduklarımız ya da örneklerini gördüğümüz hayatlar. Tercih bizim!

İslam-i hukuk kurallarının egemen olduğu ülkelerin yasalarında ve uygulamalarında yoğun bir ayrımcılık söz konusudur.

İslami kurallar toplumsal yaşamın bütün alanlarında hakimdir. Ayrıca yasalar ve uygulamalar erkekleri güçlendirirken, kadınları ezmekte ve toplumsal hayatın dışına itmektedir. Eğitimde, iş yaşamında ve kamusal alanda kadınları kısıtlamaktadır. Yasalarda ve bunların uygulanmasında görülen ayrımcılık daha çok; evlilik, boşanma, velayet, miras, seyahat, çalışma hakkı, eğitim, kılık kıyafet, şiddet gibi konularda yaşanmaktadır.

Ayrımcılık içeren yasa ve uygulamalar, kadınları temel insan haklarından mahrum etmektedir. Bu ülkelerin ortak uygulaması, fiziksel cezalardır.

Halkın huzurunda uygulanan fiziksel cezalar toplum üzerinde etkin bir baskı aracına dönüşmektedir. Kadınlara RECM, KIRBAÇLAMA, EL-AYAK, KOL-BACAK kesme, DÖVME, TAŞLAMA gibi bedeni cezalar uygulanmaktadır. Ceza teşhir edilerek, rejimin gücü, üstünlüğü ve ona karşı direnmenin boşuna olduğuna vurgu yapılmaktadır.

BU ÜLKELERİN KADINLARI NASIL YAŞAR?

Kocalarının izni olmadan seyahat edemezler. Ülke dışına çıkamazlar.

Karısının hareket özgürlüğünü ve davranışlarını kontrol etme hakkı, aile reisi olan kocanındır.

Kadının seyahat belgesi alabilmesi ve pasaport çıkartabilmesi için, kocasının yazılı ve noterden tasdikli iznini alması gerekmektedir.

Adli suç davalarında kadınların şahitliği önemsenmez.

Evlenme ve boşanmalarda kadınlar şahitlik yapamaz.

Kadın ve erkekler mahkemelerde eşit muamele görmez.

Kadınlar, kamusal binalara (üniversite, havaalanı) girerken farklı girişler kullanmak zorundadır.

Kadınlara toprak miras kalmaz.

Kadınlar, mirastan ülkeden ülkeye değişen oranlarda; mirasın yarısı kadar, dörtte biri kadar, sekizde biri kadar pay ancak alabilirler. Mirastan alınan payı eleştiren Bangladeşli Begüm Feride Rahman’ın (milletvekili) asılarak cezalandırılması istenmiştir.

İki kadının tanıklığı, bir erkeğe eşittir.

Kadınların dans etmesi yasaktır.

Tecavüze uğrayan kadın zina yapmış sayılır. Kadının, uğradığı tecavüzü ispatlayabilmesi için, tecavüz anına en az dört erkeğin tanıklık etmesi gerekir.

Tecavüze uğrayan kadın, hayatının kurtulabilmesi için, tecavüzcüyle evlenmek zorundadır.

Evlenecek olan kadın nikah masasına oturamaz; onu babası temsil eder.

Boşanmada çocuğun velayeti erkeğe verilir.

Sakinleştirici ilaçların kadına verilmesi yasaktır.

Koca; kadının hayat hakkı konusunda tek söz sahibidir, gerekirse öldürebilir hakkıdır ve cezalandırılamaz.

Kadın, uygun burkayı giymemesi halinde taşlanabilir.

Kan davası yüzünden erkeklerin öldürülmesini önlemek için, genç kızlar karşı tarafa hibe edilebilir.

Kadın boşanırken imam nikahı sırasında, kendisi için biçilen değer kadar para alabilir.

Kadın haberi ve rızası olmadan, erkek kadını boşayabilir.

Doğum kontrolü uygulayan kadın, kocası tarafından boşanabilir.

Birçok ülkede kadınlar oy kullanma hakkına sahip değildir. Ya da Cezayir’de olduğu gibi erkekler, karısı adına oy kullanır.

Kadınlar ancak erkeklerden arınmış alanlarda çalışabilirler.

Altı yaşından itibaren kız ve erkek çocuklar, ayrı okullara yollanır. Karma eğitim yapılmaz.

Kız çocuklarının eğitimine ancak babaları karar verir.

Kızların erkek öğretmenlerden ders almaları yasaktır.

Erkek profesörler üniversitedeki kız öğrencilere monitör aracılığıyla ders verir.

Erkekler, birden fazla kadınla evlenebilir. Birçok ülkede çok kadınla evlilik teşvik edilir.

Örtünme esastır. Örneğin, Ürdün’de devlet tarafından örtünen kadınlara para ödenmektedir.

Hicaba uygun giyinmeyen kadınların yüzlerine ve bacaklarına kezzap atılmasına sıkça rastlanır.

2002 yılında Suudi Arabistan’da 82 bin kara çarşaf yetkililer tarafından çok süslü ya da vücut hatlarını fark ettirecek şekilde olduğu için toplatılmıştır.

Bangladeş’te birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Uluslar arası Af Örgütü ve UNICEF’in raporlarına göre 2001 yılında 272 kadın yüzlerine kezzap atılmak suretiyle kör edilmiştir.

Bir erkek doktor, bakması yasak olduğu için kadını ancak aynadaki aksi üzerinden muayene edebilir.

Başlık parasının kız tarafından ödendiği Hindistan’da, başlık parası ödemek istemeyen ailelere kürtaj önerilir. Hamilelik döneminde bebeğin cinsiyeti belirlenir ve kız bebekler öldürülebilir. Gazetelere “38 dolar ödeyip bebeğin cinsiyetini öğrenin, yoksa 3800 dolar başlık parası ödemeniz gerekir” diye ilanlar verilmektedir.

Birçok İslam ülkesinde kadınlar sünnet edilmektedir.

Birçok ülkede İslam-i örtünme kurallarına uymayan kadınlar gözdağı vermek için öldürülür.

Yaşananlardan bazı örnekler verdik.

Sadece bu örnekler bile, karşı karşıya olduğumuz tehdidi anlamamıza yeterlidir diye düşünüyoruz.

VE

GİDİŞATI GÖRÜP SAKINMANIZ DİLEĞİYLE UYARIYORUZ…

 

 ÇALIŞIYORUZ,      
  EZİLİYORUZ,    
    SÖMÜRÜLÜYORUZ,  
      AMA GELECEĞE UMUTLA BAKIYORUZ...

AKP’nin kadını kimliksizleştirme politikaları çalışma hayatında da kendini en etkin biçimde gösterdi.

İrtica, türban ve töre kıskacında kıvranan Türk kadınının çalışma hakkını yasal düzenlemelerle elinden almak isteyen AKP yine “takiyye” yapmakta.

AB kapısında olmadık tavizler verenler, sıra kadınlara geldiğinde yan çiziyor. “Kadınlar toplumun en üretken kesimi” diye beyanatlarda bulunan Başbakan’ın aksine, partisi TBMM çatısı altında Türk kadınının çalışma hakkını elinden alacak yasal düzenlemeler yapmakta.

Cinsler arası ayrımcılığın bir parçası olan bu uygulamalara daha ne kadar sessiz kalacağız?

Kadınları çalışma hayatından uzaklaştırmak, kimliksizleştirmek, dört duvar arasına mahkum etmek isteyen bu iktidara aydınlık yarınlarımız için HAYIR diyoruz…

Çalışma hayatındaki kadına yönelik uygulama ve sınırlamalardan seçilmiş “karalar”… “kara lekeler”…

Bugün bütün gelişmiş ülkeler ve uluslararası oluşumlar, kadının işgücüne eşit ve etkin katılımını, ekonomik ve sosyal yaşamın vazgeçilmez bir kriteri olarak benimsiyor.

Sözgelimi AB, 2010 yılına kadar potansiyel işgücünün yarısından fazlasına istihdam sağlamayı hedefliyor.

AB kadının, iş gücüne eşit ve etkin katılımın sağlanabilmesi yönünde, bazı konular üzerinde, gelişmeye endeksli olarak sürekli çalışıyor.

Bakalım neymiş bu konular?...

  • Karar alma mekanizmalarında cinsiyetler arası dengenin sağlanması,
  • İş ve ev hayatının beraber yürüyebilmesinin kolaylaştırılması,
  • Kadınların bilim dünyasına katılımının desteklenmesi,
  • Kadınları şiddet ve cinsel tacize karşı etkin korunması,
  • Kadınlara yönelik genel eğitim ve mesleki eğitim olanaklarının artırılması,
  • Eşit işe eşit ücret prensibinin yaygınlaştırılması,
  • Kadınların iş gücüne katılımının artırılması…

AB’ye uyum çalışmalarının sürdüğü ülkemizde ise, tüm bu konularda, değil gelişmeye endeksli çalışma, belirgin bir geri gidiş gözlenmekte...

Öncelikle, kadının iş yaşamına eşit ve etkin katılımına yönelik politikalarımızın, istihdam politikalarımızın olmayışı Hükümeti rahatsız etmiyor. Ne gündemlerinde bu konuya ayrılmış yerleri, ne de çözme niyetleri var.

Yasa ve yasal düzenlemelerde, “AB Müktesebatına Uyum” başlığı altında yaptıkları ise, mevcut hakların daha da kısıtlanmasını içeriyor.

Uygulamalardaki güçlüklerin kaldırılması, yasaların işler hale gelmesi, hayata geçirilmesi için oluşturulacak mekanizmalara gelince… Onlar yalnız, mevcut yasaları dahi işletmeyerek, kadını iş yaşamının dışına itecek her türlü sinsi oyunun oynandığı bir mekanizmayı çalıştırıyorlar… Hem de büyük bir kararlılıkla…

Böylece kadın AKP Yönetimi’nin, onu görmek istediği yere, yani “eve” itiliyor… Kendi işsizliğine, kocasının, kızının, oğlunun işsizliği de eklenip hayatı iyice çekilmez kılınarak… Bir Hükümet için bundan daha büyük bir “yüz karası” olabilir mi?!...

Örneklere bakarak değerlendirelim…

 

AKP Yönetimi’nde;
*Türk kadınının iş gücüne etkin katılımına yönelik “ulusal kadın politikaları”,
*Kadın girişimciliğini artırıcı projeler geliştirilmedi

Dünya ekonomik Formu Raporu’nda Türk kadını;
*Kadın-erkek eşitliği,
*Eğitim,
*Sağlık,
*Refah,
 *Siyaset ve iş hayatına katılım oranı alanlarındaki durumu ve sunulan fırsatlar
  yönünden son sıralarda yer alıyor.

Dünya Ekonomik Formu’nun “kadın-erkek eşitliği” sıralamasında 58 ülke arasında 57., “siyasi güç” sıralamasında 53. , “eğitim imkanı” konusunda 55. , “sağlık ve refah” konusunda 50. , “ekonomik katılım”da 22. ve “ekonomik fırsat” konusunda da 58.yiz.   Yani hep son sıralarda yer tutmuşuz. Bizim üstümüzde yer alan ülkelerin arasında Ürdün, Uruguay, Pakistan gibi ülkeler bulunuyor.

Kadının işgücüne katılım oranı düştü.  “Kadın işsizliği” oranı yükseldi. 
*Kadın emeğine ilişkin bir veri tabanı oluşturulmadı;  kadın emeğini görünür   kılmak üzere düzenli ve sistemli istatistikler toplanmadı, araştırmalar yapılmadı
*İşsizlik Sigortası Fonunda biriken kaynaklarla, kadın istihdamına yönelik projelere  destek verilmedi.
 *Kadınların hem iyi eğitim hem de mesleki eğitim almaları ve bilgi teknolojisine  erişimleri konusunda hiçbir çaba sarf edilmedi.

1990’da her 3 kadından biri çalışırken, 2005’de ancak her 4 kadından biri iş gücü piyasasında yer bulabildi. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılında Türkiye genelinde kadınların iş gücüne katılma oranı %27.9 iken, bu rakam 2006 Mayıs ayında %25.8’e geriledi.
Türkiye’deki kadın işsizlik oranı, erkek işsizlik oranının yaklaşık 15 katı oldu.
Lise mezunu kızlarımız ise işsizlik oranı konusunda bir rekora koşuyor.

Devlet kurumlarında, yasalara ve “atama yönetmeliği” kapsamındaki düzenlemelere rağmen kadını hedefleyen doğrudan ve dolaylı ayrımcılık uygulamaları yaşandı ve yaygınlaştı.

DSİ, DHM, TMO, TEDAŞ gibi devlet kurumlarında, işe alınacak kadınlara engel olmak üzere, ön sınavlarda erkek olma koşulu getirildi.
DSİ gibi köklü bir devlet kurumunun en üst düzey yöneticisi kadın eleman istemediklerini açıkça beyan edebildi.
TPAO’nun 2002, 2003 ve 2004 yıllarını kapsayan teftişindeki DDK, Başbakanlık’tan alınan, “açıktan atama izni” ile ilanlar arasında cinsiyet ayrımı yapılmasını içeren çelişkiyi rapor etti.
Talim Terbiye Kurulu’nun tüm kadın üyeleri görevden alındı.

Dolaylı Kota
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Genel Müdürlüğü hakkında bir rapor hazırlayan Devlet Denetleme Kurulu (DDK), TPAO’nun eleman alımında cinsiyet ayırımcılığı yaptığını tespit etti. TPAO’nun 2002, 2003 ve 2004 yıllarındaki eylem ve işlemlerini araştıran DDK, şu tespitlere yer verdi: Kadro için açıktan atama izni verildi. İlanlarda yatırım uzmanı kadrosuna erkek, finansman uzmanı ve ekonomi uzmanı kadrosuna ise bayan atanacağı belirtildi. Adaylarda 5 yıl deneyim ve 30 yaşında olmak koşulu arandı. Oysa, ortaklık kadrolarında ve Başbakanlıktan alınan açıktan atama izninde yukarıda sayılan görev ve unvanlar yer almadı. Belirli kadrolar için cinsiyet ayrımı yapılması ve en az yaş sınırı konulması konuya ilişkin tebliğe aykırı.

Ama Bu da Yetmiyor

DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu şöyle açıklama yapıyor. “DSİ’nin iş yapması lazım, hanımların sıkıntısıyla mı uğraşacağız. Kaçmak isterler, yalvarıp rapor alırlar. Bu işi yapacak hanımlar yok mudur? Vardır, bir bakıma kadınlıktan uzaklaşmış, erkekleşmişlerdir..”

*Tarım sektöründe çalışan kadınların “işçi hakları”ndan yararlanmalarını sağlayacak “Tarım İş Kanunu”, toplumsa baskıya rağmen çıkartılmadı.
*Tarım ve hayvancılığın yaşadığı ağır sorunlarla bağlantılı olarak, kırsal kesimdeki kadının iş gücüne katılım oranı düştü.Bu kesimde çalışan kadınlar, iş güvencesinden ve sosyal güvenlikten yoksun.

4857 Sayılı İş Kanunundan Bir Örnek 

4.Madde; “50’den az işçi çalıştıranlar (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde çalışanlar” kanun kapsamı dışında bırakıldı.
Bu hüküm, tarım kesiminde faaliyet gösteren geçici ya da gezici (mevsimlik) işçilerin, İş Kanunu ile işçiler lehine getirilen haklardan, yararlanamayacağı sonucunu ortaya koymaktadır.
Geçici ve gezici tarım işçilerinin büyük bir çoğunluğu 15-20 işçiyi geçmeyen işlerde, her türlü olumsuz koşullarda çalışmaktadırlar. Ülkemizde geçici ya da gezici işçilerin tabi olduğu bir hukuki düzenleme mevcut değildir. Bu anlamda İş Kanunu kapsamına girmeyen tarım işçilerinin gerek çalışma koşulları, gerekse işverenle aralarında doğan hukuki ilişkilerin tabi olacağı mevzuat genel hükümleridir. 
Bu da Borçlar Kanunu’nun hizmet akdine ilişkin hükümleridir. Borçlar Kanunu’nun bu hükümleri de genel nitelikte olup, kadın işçi- erkek işçi ayrımı yapmaksızın uygulanacak kurallar niteliğindedir.
Tarım işçilerinin İş Kanunu kapsamı dışında tutulması demek, işçilerin sosyal güvenliği ile ilgili olan ve İş Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan çalışma şartları, ücretleri, tatil ve izinleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işçi denetimi ve teftişi ile ilgili hükümlerden tarım işçilerinin yararlanamayacağı anlamına gelmektedir.
Bu tür işlerde çalışanların çoğunluğunun kadınlardan oluştuğu gerçeği de göz önüne alınacak olursa, bu alandaki kadınlarımızın çalışma yaşamı anlamında bir korumaları yoktur. Bu anlamda kadınların ağırlıklı olarak çalıştırıldığı tarım sektörü için Tarım iş Yasası çıkarılmalıdır.

Sosyal Sigorta ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile sigortalı kadın çalışanların sosyal hakları, emeklilik ücret ve primleri geriye götürüldü.

Bu kanunla, “işsizlik”, “az para almak”, “evli olmamak”, “iş kazası geçirmek”, “dul olmak”, “yetim olmak” cezalandırıldı.

İşte Sosyal Sigorta Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Sigortalı Kadın Çalışanların Geriye Götürülen Hakları

Yürürlükteki Yasaya göre, çalışmayan ve evlenmeyen kız çocukları, yaşları ne olursa olsun anne ya da babalarının sigortalılıkları nedeniyle sağlık yardımlarından yararlanıyorlardı. Yeni Yasayla kız çocukları 18 yaşını doldurduklarında (okumaları halinde ise 25 yaşında)  anne ya da babalarının sigortalılıkları nedeniyle genel sağlık sigortasından yararlanamayacaklardır. 

Ev hizmetlerinde hizmet akdi ile sürekli çalışıp, aylık prime esas kazancın altında gelir elde eden kadınların, sigortalı olma ve sigorta yardımlarından yararlanma hakları kaldırılmıştır.  

Yeni Yasayla, sürekli iş göremezlik gelirindeki alt sınır uygulaması kaldırıldığından, iş kazasına uğrayıp meslekte kazanma gücünü %10 veya daha yüksek oranda kaybeden kadın sigortalılara, 01.01.2007 tarihinden itibaren bağlanacak gelir tutarı daha az olacaktır.

1965 yılından bu yana kadın sigortalılar, erkek sigortalılara göre daha erken emekli olma hakkına sahipti. Yeni Yasa ile emeklilik yaşı tam aylıkta, kadın sigortalılarda 58’den kademeli olarak 65’e, kısmi aylıkta da 68’e yükseltilmiştir. Bu değişikle kadınların, erkek sigortalılara göre, 2 yıl daha erken emekli olma hakkı da kaldırılmıştır.

Emeklilik aylığını hakketmede prim ödeme gün sayısı tüm sigortalılarla birlikte, kadın sigortalılar için de tam aylıkta 7000 günden 9000 güne, kısmi aylıkta ise 4500 günden 5400 güne yükseltilmiştir.

Malullük aylığı bağlanması için gereken sigortalılık süresi, 5 yıldan 10 yıla çıkartılmıştır.

Aylık bağlama oranı ile kazançların güncelleme kat sayısı düşürülerek emekli aylıklarının daha düşük hesaplanması öngörülmüştür.

Sosyal Güvenlik Destek Primi oranı yükseltildiğinden emekli olduktan sonra çalışanlardan daha çok prim kesilecek ve ele geçen ücretleri azalacaktır. 

Aylık bağlanacak çocuğu bulunmayan ve çalışan dul eşin ölüm aylığı bağlama oranı %75’ten %50’ye düşürülmüştür. 

Yetim kız çocuklarına ödenmekte olan 24 aylık tutarındaki evlenme yardımı, 12 aylık tutara indirilerek %50 oranında düşürülmüştür.
Sigortalı olarak çalışmakta iken ölen sigortalının eşine, sigortalılık süresi dikkate alınmaksızın, cenaze yardımı yapılmakta iken, Yeni Yasaya göre ölen sigortalı için 360 gün prim ödeme şartı ön görülmüştür.

Ortodonti tedavisinden ve diş protezlerden yararlanmak için yaş şartı yok iken, yeni Yasayla 18 yaşı doldurana kadar ya da 45 yaşından sonra yararlanma öngörülmüştür. 18-45 yaş arası diş protezlerinden yararlanma koşulu kaldırılmıştır.

Yürürlükteki Yasaya göre, sağlık primi ödemeksizin isteğe bağlı sigortaya devam eden kadın sigortalı için, eşinin sağlık sigortasından yararlanma hakkı vardı. Bu hak, yeni Yasa ile kaldırıldı. 01.01.2007 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı kadın için genel sağlık sigortası primi ödeme yükümlülüğü getirildi.
Eski Yasaya göre, işten çıkartılan sigortalının eşi 6 ay süre ile sağlık yardımından yararlanmakta iken, yeni Yasayla işten çıkartılan sigortalının kendisinin de, eşinin de genel sağlık sigortası primi ödeyerek sağlık sigortasından yararlanması ön görülmüştür.
Sigortalının aile bireyleri hiçbir ücret ödemeden yatarak tedavileri olurken, yeni Yasaya göre sigortalı ile aile bireylerinden, “otelcilik hizmeti bedeli” ve “öğretim üyesi muayene ücreti” adı altında fark ücret alınması ön görülmüştür.
15 yaşına kadar hasta çocukların sevkinde hekimin öngörmesi aranmadan refakatçi verilmekte iken, yeni Yasayla yaş şartı kaldırılarak refakatçi verilmesi hekim raporuna bağlanmıştır.
Sigortalılarla birlikte eş ve çocukların tedavilerinde hangi yöntem uygulanacağına, verilecek ilacın dozu ile süresine, proteze hekim karar vermekte iken, hekimin elinden bu yetki alınarak Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına verilmiştir. Hekim, kadın hastayı Kurumun belirlediği yöntemle tedavi edecek ve ilaç verecektir. 
Yeniden evlenmesi nedeniyle ölüm aylığı kesilen eşin sonraki eşinden de ölüm aylığına hak kazanması halinde, fazla olan aylık bağlanmakta idi. Yeni Yasaya gör