21.04.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“ARA SEÇİME DE VARIZ GENİŞLETİLMİŞ ARA SEÇİME DE VARIZ, ERKEN SEÇİME BUGÜNDEN HAZIRIZ; HODRİ MEYDAN, GÜVENEN ÇIKSIN KARŞIMIZA”
“GETİRİN ERKEN SEÇİM SANDIĞINI, KİM DOĞRUYU SÖYLÜYOR, KİM YALAN SÖYLÜYOR, MİLLET KARAR VERSİN”
“ARA SEÇİME KARŞI OLMAK, ANAYASA’YA KARŞI ÇIKMAKTIR”
“CUMHURİYET HALK PARTİSİ İKTİDARA GELDİĞİNDE; HER BİRİMİZİN EVLADI EŞİT, AYRIMSIZ VE GÜNÜ GELİNCE DE ÜCRETSİZ OKUYACAKTIR”
“BİR TARAFTA ZENGİNİ, YANDAŞI KORUYAN BUGÜNKÜ İKTİDAR; ÖBÜR TARAFTA HALKI İÇİN İKTİDARA HAZIRLANAN CUMHURİYET HALK PARTİLİLER VARDIR”
“MADENCİLERİN ARKASINDAYIZ, İKTİDARIMIZDA BU SARI BARETLER MUTLU EMEKÇİLERİN BAŞINDA DURACAK”
“KURDUĞUMUZ CUMHURİYET’İ 100 YIL SONRA BİR KEZ DAHA KURTARACAĞIZ; KORKMAYAN ÇIKSIN KARŞIMIZA”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grup toplantımızı onurlandıran konuklarımız, örgütümüz, belediye başkanlarımız, sesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne duyurmak için grubumuzda bulunan çok değerli konuklarımız, televizyonlarından izleyip, radyolarından dinleyen vatandaşlarımızla birlikte her birinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ile selamlıyorum. Sağ olun, var olun. Bu yüksek katılım, bu coşku, bu heyecan emin olun ki sürekli bir kötülükle karşımızda olanlara; partimize, seçilmişlere, belediye başkanlarımıza, arkadaşlarımıza saldıranlara yani dost olmayanlara kaygı veriyor, dosta da güven veriyor. İyi ki varsınız” dedi. Özel şunları söyledi:
“HALA TRAVMANIN ETKİSİNDEYİZ”
“Zor bir haftayı geride bıraktık. Önce Şanlıurfa’da, bir gün sonra da Kahramanmaraş’ta okullarımızda yaşanan silahlı saldırılarla sarsıldık, kahrolduk. Halen daha bu travmanın etkisi altındayız. Bu konuyla ilgili birazdan kapsamlı olarak düşüncelerimizi ifade edeceğim. Ama grup toplantımızın en başında hayatını kaybeden evlatlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, ailelere sabır diliyorum. Bir kez daha milletimizin başı sağ olsun. Böyle acılarla bir daha karşılaşmamayı ümit ediyorum.”
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE HADSİZ SALDIRI”
“Geçtiğimiz hafta evlatlarımızı hedef alan saldırıların yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik hadsiz bir saldırı da gerçekleşti. Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, iki gün sonra 106'ncı kuruluş yıldönümünü kutlayacağımız Meclis’imizin duvarında da yazan ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir…’ Amasya Tamimi’nden itibaren, yani ülkeyi bir haneden yönetiyorken ülkede demokrasi dışı bir rejim varken, o bir tek adamın yanlışları koca imparatorluğu geriletmiş, geriletmiş, tek adamların hataları ve en sonunda ülke işgal edilmişken oradan önce bir Kurtuluş Savaşı’nı, sonra kuruluşu örgütleyenlerin, buradan da en doğru yönetim biçimi olan demokrasiyi önceleyenlerin, kendisine ‘Krallık, padişahlık, Amerikan tipi başkanlık… Hangisini seçeceksin?’ denildiğinde ‘Millet bir meclis kurdu. Ne görev verirse onu yapacağız’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu çatının altındayız. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na gelip de güven mektubu sunanlar; yani ‘Ülkem adına ülkemi burada ben temsil edeceğim. Beni muhatap kabul edin. Size saygılıyız. Sizi buraya getiren iradeye saygılıyız. Sizin şahsınızda Türkiye Cumhuriyeti’nin yanındayız. Kabul buyurunuz’ diye güven mektubu sunanlar, oturuyorlar, bacak bacak üstüne atıyorlar, geriliyorlar, yayılıyorlar ve ‘Tepki alacağımı biliyorum ama’ deyip özensiz cümleler kuruyorlar. ‘Buralarda…’ diyor, ‘Bu topraklarda…’ Yahu Antalya’da oturuyor. Atatürk’ün ‘Şüphesiz dünyanın en güzel şehri’ dediği Antalya’da Atatürk’ün en büyük eseri sayesinde, Cumhuriyet sayesinde o devlete gelip ‘Ülkem adına burada ülkemi ben temsil edeceğim’ diyen birisi, yayıla kaykıla ‘Efendim buralarda işe yarayan tek şey güçlü liderlik rejimleri oldu. Ya merhametli monarşiler, ya meşruti monarşi türü yapılar. Demokrasi buralarda işlemiyor’ diyor.”
“TRUMP’IN YENİ DÜZENİ, ‘DÜNYA DÜZENİ’ OLARAK DAYATILIYOR”
“Üstelik bu konuşmayı Cumhurbaşkanı’nın himayesinde, Dışişleri Bakanı’nın ev sahipliğinde Antalya’daki Diplomasi Forumu’nda yapıyor. ‘Buralarda demokrasi işlemiyor. Yerine monarşi lazım. Güçlü liderler lazım’ diyor. Trump’ın yeni düzenini, dünya düzeni olarak dayatırlarken; Trump’ın özel temsilcisi olarak burada olan, ‘Suriye’deki çocuk iyi iş yapıyor’ diyenler, ‘İran’ın üç günde rejimini değiştireceğiz’ diyenler, ‘Yeni dini lideri seçerken bana danışın, yoksa kabul etmem’ diyenler... Yani ‘Artık Ortadoğu’da devlet dışı unsurlar yok, devletlere tabii olsun ama her devletin başında benim dediğim olsun. Benim dediğim gibi yönetsin, benim çıkarlarımı onlar korusun’ dedikleri kukla lider modelini Türkiye’de söyleyip, adına ‘monarşi’, adına ‘demokrasi değil, güçlü lider’ diyerek, kendi tercihlerini yönetim biçimini, Trump’ın yeni düzenini Türkiye’de ilan etmeye kalkıyorlar. Bu hadsiz daha önce de çıkıp ‘Trump, akıllı adam. Erdoğan’a onda olmayanı verdi. Her şeyi aldı. Daha da alacak’ diyordu. Bu konuşma yapıldığında Erdoğan, İstanbul’da Junior Trump ile konuşup, ‘Babanız randevu verirse, Boeing alacağım. Pahalı gaz alacağım. Nadir toprak elementlerinin hepsini ona vereceğim. Yeter ki bir randevuyu bana ayarlayın’ deyip, çocuktan baba için randevu istiyordu. Bunu deşifre ettik. Önce sustular. Tam inkar edeceklerdi, Trump doğruladı. ‘Gelecek, iyi bir anlaşma yapacağız’ dedi. ‘Geldi. Çok uçak aldı’ dedi. Nadir toprak elementlerine duyduğu merakı, gösterdiği önemi söyledi. Ne çerçeve koyduysak doğrulandı. Bu Barrack, ‘Erdoğan’da olmayanı ona verip, her şeyi alacak Trump’ diyor. ‘Olmayan nedir?’ sorusunun cevabına da ‘meşruiyet’ diyor. ‘Erdoğan, meşru değil. ülkesinde seçim kaybetti. Tartışılıyor. Adil yönetmiyor. AİHM kararlarına, AYM kararlarına uymuyor. Hukuk tanımıyor. Ama ona meşruiyeti, hukuku, hukuk devleti, seçmen vermeyecek artık. Trump olmayanı veriyor. Her şeyi alacak’ dedi. Bir kelime söylemediler buna dair. Trump’ın Dışişleri Bakanı Erdoğan için ‘Trump ile beş dakika görüşmek için yalvarıyorlar’ dedi. Bu laftan iki gün sonra gidip Trump ile görüştü. Şimdi öyle bir durumla karşı karşıyayız ki artık Erdoğan - Trump ilişkisi Türkiye’nin menfaatini düşünen, onurunu kollayan, kurumsal bir ilişki olmaktan, kurallara dayalı bir ilişki olmaktan çıkmış, karşılıklı çıkar ilişkisine dönümüştür. Erdoğan, Trump ile kurduğu ilişkiyi bir al-ver, bir muhtaçlık ve ‘O olmazsa ben olmam’ diyerek ona karşı tek kelime sesini çıkaramayan bir noktaya gelmiştir. Nerede o Erdoğan’ın dış politikadaki yok efendim ‘One minute’ini anlatanlar? ‘Ona posta koydu, bilmem ne yaptı.’ Macron’un parmağını tutmasından parmak güreşi, diplomasi, bilmem nesi çıkaranlara soruyorum. Ne oluyor şimdi? Bu topraklarda yemini üzerine ettiğiniz Anayasa’nın tarif ettiği Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanı’na ‘Beş dakika için yalvarıyor. Bizden meşruiyet almak için her şeyi bize veriyor’ diyenlerin, ‘Şimdi artık burada güçlü liderin monarşisi lazım. Buralarda başka bir şey işlemiyor’ deyince, susanlara söylüyorum.”
“O BÜYÜK ACILARI BİZE YAŞATANLARI DESTEKLİYORLAR”
“Aslında saflar net. Dünyada da netleşiyor. Diplomasi Forumu diye kodladığınız yerde kimlerin gelip, kimlerin gelmediğini bir görün. Kimler kimlerle beraber ne konuştu hafta sonu? Siz kimlerle neleri konuştunuz? Hangi lafları yuttunuz? Onu bir görün. Milletimiz görüyor. Trump ya da Elon Musk Almanya’da AfD’yi destekliyorlar. Alternative für Deutschland’ı. Yabancı düşmanı, en başta Türk düşmanı. Geçmişteki o büyük acıları bize yaşatan, yangınları, Solingen’deki faciaları yaşatanların siyasi yapısını. Orayı destekliyor. Macaristan’a gidince Orban’ı destekliyor bunlar. Hindistan’da Modi’yi destekliyor bunlar. Türkiye’ye gelince de Erdoğan’ı destekliyor bunlar. Dünyanın bütün otokratlarını bir arada tutan, otokratların dayanışması, birbirinden öğrenmesi, birbirine öğretmesi… ‘Efendim ben burada kanun koydum, bana karşı haber yapanı yalan bilgiyi yayma suçundan atıyorum.’ Hop, o kanunu burada imzalayıp veriyorlar. Öbür tarafta ‘Ben sosyal medyada şunu yaptım’, hop bu tarafta aynısını yapıyorlar. Nerede özgürlüğü kısıtlayan bir şey varsa birbirlerinden öğreniyorlar. Hep kendilerini destekleyen, birbirlerini destekleyenleri var ederek, demokrasiyi gerileterek, halkların genel çıkarları yerine zümreleri koruyarak, her ülkedeki zümrelerin dayanışmasıyla bütün ülkelerdeki yoksulları daha yoksul bırakan, güvencesizleri daha güvencesiz bırakan, kitlelerin sesini duymayan, kendilerine alan ve birlik yaratan yeni bir sistem kurmaya çalışıyorlar.”
“HERKES LAYIĞIYLA BERABER”
“İşte biz buna karşı Türkiye’de bütün demokratları darbeye direnmeye nasıl çağırdıysak, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile birlikte dünyanın bütün demokratlarını, başta Avrupa’daki Sosyalist Enternasyonal ile İlerici İttifak ayrılığını ortadan kaldıran, PES çatısı altında birleştiren, Amerika’dan Brezilya’ya bütün demokratları davet eden ve küresel bir seferberlik ilan eden bir toplantıyı 1,5 yıllık bir uğraşın sonunda Barselona’da hayata geçirdik. Orada o toplantıya biz Barselona’dayken, İtalya Milano’da Avrupa’nın aşırı sağcıları tepki gösterdi. İslamofobik söylemlerin sahipleri, Türkiye düşmanları, yabancı düşmanları, her türlü aşırı sağı yapanlar dünyanın demokratlarına karşı orada toplanıp, bizim toplantıya laf ettiler. Türkiye’den de bizim toplantıya Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Sekreteri, sözcüleri laf ettiler. Herkes layığı ile beraber. Herkes sevdiği ile beraber. Herkes benzer hayaller kurduklarıyla beraber. Onlar Avrupa’nın aşırı sağıyla, onları destekleyen Trump’la, Trump’ın desteklediği Netanyahu ile aynı hattalar. Biz, Filistin Kurtuluş Örgütü’yle, Pedro Sanchez’le, Brezilya’da Lula’yla, dünyanın bütün demokratlarıyla aynı saftayız ve birlikteyiz. Şimdi çaresiz kalınca, bütün her şey ortaya kabak gibi çıkınca gruplarında perde indiriyorlar. ‘İzleyin bakalım’ diyorlar. Geçmişteki konuşmalardan bu kadarcık parçalar kesip, utanmadan o yalanı oynatıp; onun üstüne Cumhuriyet Halk Partisi’ne, partinin kurumsal kimliğine; geçmişine, geçmişte 12 Mart darbesini kendine kabul edip isyan eden ve onun üstünden yeni bir demokratik hat ile yeni bir yürüyüş örgütleyen Ecevit’ten utanmadan; Türkiye’de Sevr'i yırtıp atıp, Lozan’ı yaparken, Türkiye’nin onurlu dış politikasını, sarsılmaz dış politikasını tarif eden İsmet Paşa’dan utanmadan; birileri kırmızı halılarla işgal ordularını savunurken, ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyen Gazi’nin hattını tutturamayan; altıncı filo geldiğinde karşısına geçip, secde edip, altıncı filoya ‘Defol’ diyenlerin darağacına çekildiği sürecin izdüşümünü takip edenler; Cumhuriyet Halk Partisi’ne ‘dış politika’, kendilerine akıllarınca ‘güçlü liderlik’ deyip demokrasi dışı yeni bir hat tarif edemezler. Ama ona söyledim. ‘Sana helal olan hiçbir şey bize haram değil. Sana serbest olan hiçbir şey bize yasak değil. Hak etmediğimizi görürsek, duyarsak hak ettiğini duyacaksın’ dedim. İzleyelim bakalım; kim neredeymiş, kiminle ne yapmış?”
“BU YAŞANANLAR O GİDİŞİN HABERCİLERİ”
“Sosyal medyadaki yalanlar, linçler ve ‘Acaba bir şekilde yine iktidarda kalacak mı?’ diye endişe edenlere söylüyorum. Hiç kimse ama hiç kimse enseyi karartmasın. Zaten bu yaşananlar o gidişin habercileri. Bir bedel ödenmeden, acı çekilmeden, acıyla sınanmadan, bu direnç testlerinden geçmeden iktidar olunmuyor. Bütün kadrolarımız, bütün arkadaşlarımız meselenin tam olarak farkındadır. Sadece 2,5 yıldır girdiğimiz ilk seçimlerde 47 yıl sonra partimizi birinci yaptığımız gibi; Kuzey Kıbrıs seçimlerinde doğru bir yerde durduk, doğru bir hat tarif ettik. Var güçleriyle gittiler, seçime müdahale ettiler. Yüzde 65’le kaybettiler. Macaristan’da Orban’ı desteklediler, Orban gitti. Brezilya’da Bolsonaro, rakibini Lula’yı hapse attı, hapiste tuttu. 12 yıl hapis cezası verdi. Ama eninde sonunda Lula cezaevinden çıktı, seçimlere girdi, Bolsonaro’yu yendi ve iktidara partisini getirdi. Ülkesindeki mağdurların sesi oldu. Türkiye’de iktidarın değişmesi için saflar bellidir. Dünyada nasıl Erdoğan, Trump ve İsrail aynı tarafta durup Tom Barrack’ın tarifiyle burada kendilerince, kendilerine bir iktidar tarif ediyorlarsa; biz Filistin’le beraber, dünyanın bütün demokratlarıyla beraber yapılacak ilk seçimi bekliyoruz. İlmek ilmek, acı acı, zorluklarla bu yolu yürüyoruz. Ama herkes emin olsun ki yapılacak ilk seçim aynı Macaristan’da olduğu gibi, aynı Brezilya’da olduğu gibi demokratlarla otokratlar arasında olacaktır. Otokrat ve ondan medet umanların hepsini birden yeneceğiz, Türkiye’ye demokrasiyi geri getireceğiz.”
“23 NİSAN’I BÜYÜK BİR ACIYLA KARŞILIYORUZ”
“Değerli arkadaşlar 23 Nisan haftasındayız. Milli egemenliğin sembolü Meclis’in 106’ncı yaşını kutlayacağız. Atatürk bu günü tüm dünya çocuklarına armağan etmişti. Ancak biz bugün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftasında okullarımızda geçen hafta yaşanan büyük acıyı, yüreğimizde hissederek bugüne geldik. 23 Nisan’ı bu duygu durumuyla karşılıyoruz. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılar maalesef münferit olaylar değil. Bu durum yıllardır biriken bir ihmalin, devletin eğitim ve sosyal politika alanlarındaki çöküşünün çok açık bir yansıması. Yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylüyoruz. Sorunları tespit ediyoruz, önerilerde bulunuyoruz. Tüm anketlerde Cumhuriyet Halk Partisi'nin en güçlü yönlerinden birinin milli eğitim politikaları olduğunu seçmenler de takdir ediyorlar. Bu konuda yapılan tüm çalışmaları büyük bir açıklıkla, toplumla, sendikalarla, veli dernekleriyle, okul aile birlikleriyle, siyasi partilerle, hatta iktidarla hem kamuoyu üzerinden hem de raporlarımızı açıkça paylaşarak çözüm önerilerini ifade ediyoruz. Okullardaki eğitimin kalitesi ile ilgili sıkıntılardan, atanmayan öğretmen sorunundan, okul yemeği ihtiyacından, hijyen sorunları, güvenlik açıklarına kadar hiçbir tanesi daha önce tespit edip, uyarıp, çözüm önermediğimiz alanlar değil. Eğitim ve okul meselesini hep siyaset üstü bir yerden aldık, konuştuk. Ancak bunların hiçbirini dert etmeyen bir iktidarla muhatabız. Eğitimle ilgisi olmayan, beceriksiz, hadsiz, Cumhuriyet’le derdi olan bir Bakanla muhatabız. Bu Bakan döneminde okullarda tam 45 şiddet olayı gerçekleşti. Biz son ikisini hatırlıyoruz. Onu konuşuyoruz. Acı büyük olunca sanki şimdi başladı gibi düşünüyoruz. Oysa bu Bakanın döneminde sadece; 6 öğretmen, 11 öğrenci, 2 okul çalışanı ve bir veli olmak üzere toplam 20 kişi 45 şiddet olayında hayatını kaybetti. Yusuf Tekin daha 2 Mart’ta Fatma Nur öğretmen cinayetinden sonra ‘Okullarda güvenlik tedbirleri artacak’ demişti. Ancak hiçbir tedbir alınmadığı en acı şekilde deneyimlendi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu sorunu yalnızca fiziki bir güvenlik sorunu olarak ele almadık, almıyoruz. Çocuklarımızın içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve psikolojik sorunların bir bütünü olarak görüyoruz. Akran zorbalığı, madde kullanımı, suça sürüklenen çocuklar sorunlarının altında da maalesef bu sosyal çöküş var. Daha bir hafta önce bu kürsüden kantinde yarım kaşarlı tostu, bir çayı veresiye yazdıran öğrencilerin doldurduğu veresiye defterlerini konuştuk, gösterdik. Neredeyse 10 çocuğumuzdan 4’ü, yüzde 38 çocuğumuz çocuk yoksulluğu sınırları içinde. 37 OECD ülkesi var. Türkiye, Kosta Rika’dan sonra çocuk yoksulluğunda dünya ikincisi durumunda. 37 OECD ülkesi içinde çocuk yoksulluğunda ikinci sıradayız. Bir sosyal çöküş yaşıyoruz. Bu çöküş; yönetimdeki liyakatsizlikten, özgürlükleri kısıtlayan baskıcı yönetim anlayışından, gelirde, vergide, sosyal hayatta, mahkemelerde yaşanan adaletsizliklerden ve her gün derinleşen ekonomik krizden bağımsız değildir. Uyuşturucu belasının ülkemizi bu kadar sarması, sokaklarda kol gezen çetelere engel olunmaması bunlarla ilgilidir.”
“24 YILDIR ÜLKEYİ YÖNETENLER NEDEN ŞİKAYET EDİYOR?”
“Sorumluluğu dizilere, filmlere atıp kurtulamazsınız. Bu ülkeyi 24 yıldır tüm yönleriyle, tüm yetkinizle, hiçbir mazeretiniz olmaksızın siz yönetiyorsunuz. Yönetimdeki çürüme, bir sosyal kriz olarak karşımızdadır, bir vakadır. Bugün Sayın Bahçeli’nin, Erdoğan’ın yaptıkları tespitler dahi bir krize, bir çürümüşlüğe, bir boşvermişliğe, bir baştan çıkışa işaret etmektedir. Hal böyleyken 24 yıldır ülkeyi yönetenler ve onları destekleyenler neden şikayet ediyorsunuz? Hangi yeni başlangıcı tarif ediyorsunuz? Bugüne kadar liyakatli kadrolarımız bu konuda en doğru tespitleri, önerileri yaptı. Yapılması gereken ilk şey Türkiye’yi bu yozlaşmadan kurtarmak, hukukun üstünlüğünü, özgürlükçü demokrasiyi, her alanda sarsılmaz bir adaleti inşa etmektir. Yapılması gereken ilk şey bu ülkeyi herkesin güven duyacağı bir adaletle ve liyakatle, güçlü kurumlar ve kurallarla yönetecek, buna azmetmiş, modern bir yönetim anlayışını iktidara getirmektir. Bizim topluma en büyük vaadimiz budur. Yoksa okullarda yapılacaklar çok nettir. Yıllardır Gölge Kabinedeki arkadaşımız Suat Özçağdaş, çok kuvvetli bir kadroyla, 60 kişiye varan yardımcıları ve onların oluşturduğu kurumlarla saçaklandığı Türkiye’deki 81 ilimizdeki sorumlu arkadaşlarımızla, okul aile birlikleri ile veliler ile sendikalarla temaslarımızla, hiçbir sendikayı görüşünden dolayı itmeden, her dediklerinin kulak vererek, tüm önerileri okuyarak, Cumhuriyet Halk Partisi’nin programına da nasıl bir hem iyi eğitim hem güvende çocuklar hem de gelecekten kaygısı bertaraf edilmiş velilerin nasıl olacağını anlattık.”
“75 BİN OKUL HEMŞİRESİNE, 65 BİN GÜVENLİK GÖREVLİSİNE İHTİYAÇ VAR”
“En basitinden, en basitinden sırf şu vaka ile ilgili şu günlerde konuşulanlara bakarsanız; daha programınızı tanıttığımız 2 Mart gününde, biz ataması yapılmamış öğretmenlerden 100 binini derhal atamayı önerdik, savunduk, ifade ettik. ‘75 bin okul hemşiresi, 65 bin güvenlik görevlisi’ dedik. Okuldaki hijyen için 75 bin hemşirenin, güvenlik için en az 65 bin güvenlik görevlisinin gerektiğini söyledik. Bu güvenlik görevlilerini de öyle oradan, buradan, siyaseten, kendi gençlik kollarından topladıkları bir takım yapılar gibi değil; bu ülkede görev almış, silahlı mücadele için eğitim almış, silah kullanmayı bilen, kanuna da ‘Yedi yıl çalıştıktan sonra başka bir kamu kurumuna geçeceklerdir’ denen uzman çavuşlar var. Bu uzman çavuşları belediye kapılarında ‘Biz yedi yılı doldurduk, bizi zabıta alın’ diye bekliyorlar. Elden geldiği kadar değerlendiriyoruz. Ancak ekonomik şartlar, kapasite şartları bir yere kadar müsaade ediyor. Ancak bu iyi eğitim almış, yaptıkları görev boyunca kamu tarafından sınanmış, ek eğitimlerle okulların girişinde, bahçesinde, özel kıyafetleriyle güven veren ve o okula uyuşturucu satmak için yaklaşan ya da böyle bir terör saldırısı için yaklaşan, kötü niyetle yaklaşan herkesi oradan uzak tutabileceklerini daha 2 Mart gününde ifade etmiştik. Ondan öncesinde programımızın en küçük kısmı bunlar. Ama bunların hiçbirini dinlemediler.”
“EVLATLARIMIZI GÜNÜ GELİNCE TAM OLARAK ÜCRETSİZ OKUTACAĞIZ”
“Ayrıca geçen hafta hepimiz utandıran o yarım tost olayına karşı Cumhuriyet Halk Partisi’nin programında her gün okullarda, çocuklara ücretsiz okul yemeği vardır. Her çocuğun içtiği suyun en üst kalitede ve ücretsiz verilmesi vardır. Bugün Silivri’de zindanda tuttukları belediye başkanlarımız kendi ilçelerinde, Beyoğlu’ndan başlayıp bütün İstanbul’da model alınan bir yöntemle girebildikleri, yani okul müdürünün korkmadığı ya da çaktırmadan izin verdiği şekilde okullarda okul suyu, okul sebilleriyle zengin öğrencinin kantine su içmeye koşup kana kana iyi su içerken, yoksul öğrencinin ağzını tuvalet çeşmesine dayamasına küçücük bütçeleri, olmayan yetkileri ile ama büyük bir özveriyle sağlamışlardır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde ülkenin bütün okullarında üç kap sıcak yemek ücretsiz verilecek, sular kana kana ücretsiz içilecektir. Bizim yönettiğimiz hiçbir okulda dışarıdan gelenlerin okulun güvenliğini tehdit etmesi ya da akran zorbalığı ile baş edilememesi gibi ya da hijyen sorunları gibi sorunlar olmayacak, evladını okula yollayan aklı okulda kalmayacak, okula giden hiçbir çocuk okulda yeni sorunlar edinerek ve dertlerle, tasalarla evine dönmeyecek, bu sistem her birimizin evladını eşit, ayrımsız ve günü gelince de tam olarak ücretsiz okutacaktır. Söz veriyoruz.”
“GEÇİM KALMADI, YAŞAM MÜCADELESİ VERİLİYOR”
“Bu sosyal çöküş en büyük nedenlerinden biri de 2018’den bu yana artık kronik hale gelen ekonomik kriz. Türkiye tarihinde ilk defa gelir adaletsizliğinde ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisidir. Bunun içinde Avrupa Birliği’ne üye olan ülkeler olduğu gibi olmayan ülkeler de dahildir. Bir tarafta mutfak tüpüne özel tüketim vergisi ödeyenler, bir tarafta pırlanta koleksiyonuna tek kuruş özel tüketim vergisi ödemeyenler vardır. Bir tarafta 28 bin lira asgari ücretle bir ay geçinenler, diğer tarafta bu 28 bin lirayı bir öğlen yemeğinde ‘pos’tan çektirenler vardır. Bir tarafta ömür boyunca çalışsa bir ev alamayanlar, diğer tarafta tapuları üst üste konulduğunda boyunu aşanlar vardır. Bir yanda 12 maaşın üçünü gelir vergisi olarak ödeyen beyaz yakalılar, mavi yakalılar; diğer tarafta iktidar yakını olduğu için ödemesi kesinleşmiş vergileri sıfırlananlar, vergileri silinerek kıyak çekilen yandaşlar vardır. Bir tarafta zengini, yandaşı koruyan bugünkü iktidar; öbür tarafta halkı için iktidara hazırlanan Cumhuriyet Halk Partililer vardır. Bu ülkede emekliler 20 bin lira en düşük emekli maaşıyla yaşam mücadelesi veriyorlar. Geçim falan kalmadı, yaşam mücadelesi veriyorlar. 17 milyon emekli var. Ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Yani eskiden 20 bin liraysa en düşük emekli maaşı, ortalama maaş 29 bin liraydı. 30 bin liraydı, 31 bin liraydı, yüzde 50’nin hemen üstünde ya da altında oluyordu. Şimdi en düşük maaş 20 bin lira, kola kutusu gibi ezilmiş emekliler. Ortalama maaşları 23 bin lira. Bunun içinde, bütün emeklerin aldığı maaşın içinde en yüksekten emekli maaşı bağlananlar da dahil, Genelkurmay Başkanlığından emekli olan, yüksek hakimlik, savcılıktan, Anayasa Mahkemesi’nden emekli olanlar, üst rütbelerden, valilikten emekli olanlar, milletvekilinden emekli olanlar, bütün maaşların ortalaması 23 bin liraya geldiyse, aşağıdaki sıkışmışlığı ve nasıl toplumun genelinin nasıl ezildiğini siz hesap edin.”
“UCUZ EKMEK VE GIDA KUYRUKLARINA BAKIN”
“Şimdi çıkmışlar akıl almaz bir şekilde ‘İyi de fiyatlar bu kadar yüksek, maaşlar bu kadar düşük, bu emekliler nasıl dayanıyor? Bunların bir yerlerden ek geliri var. Köyden para geliyor.’ Böyle bir sistemin içinde görülmeyen güvencelerin emekliyi hayatta tuttuğunu iddia eden, ‘Feodal ilişkiler varmış da köyden bulgur geliyormuş da. O oluyormuş da bu oluyormuş da.’ Aramayın, aramayın. Ucuz gıda ve ekmek kuyruklarına bakın. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ucuz et kuyruğuna bakın. Kilometrelere varan kuyruklara bakın. Her meydana kurulan bu stantların önündeki şu yoksulluğa, şu çaresizliğe bakın. Ömürleri boyunca bu ülkeye hizmet etmiş emeklilerin elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş emeklilerin düşürüldüğü şu hale bakın. O emeklilerle mülakat yapılıyor, o emeklilere soruyorlar. Oradan duyduklarımdan 2-3 tane örneği, bir haftadır kulaklarımın içinde, beynimde zonklayan birkaç örneği okumak isterim. ‘Evi kapattık nihayet. Nihayet kiradan kurtulduk. Şimdi bir evde iki aileyiz.’ Bir diğeri diyor ki, ‘Kiraya gücümüz yetmeyince oğlanın yanına taşındık. Evlenirken o bizim evden ayrılıp ev kurmuştu, şimdi onun evinde birleştik.’ Bir başka emekli amca ‘Ben de benim gibi eşimi kaybetmiş bir arkadaş arıyorum. Yayınlayın kızım bunu’ diyor. ‘Kirada ortak olalım.’ İşte AK Parti’nin kara düzeni budur arkadaşlar. Ulus Kimsesizler Misafirhanesindeki emekli görüntüleriyle aklımızda. Aile Bakanı ‘Kendi istekleriyle burada kalıyorlar’ demişti. O görüntülerin yansımasından rahatsız olmuşlar, şimdi 1 Mayıs’ta Ulus’taki o Kimsesizlerin Misafirhanesini kapatıyorlar. Başını sokacak yer bulamayanlar ‘Sokakta kalsın’ diyorlar. ‘Toplu halde görünebilir, seslerini duyurabilir olmasın, biri AŞTİ’de yatsın öbürü acil servisin çıkış kapısında kapının dibine yatsın, öbürü stadyumun orada yatsın, yaz gelince bunlar parklara bahçelere dağılsınlar, görünür halde olmasınlar’ diyorlar. Ankara Valiliği ‘Sözleşmeniz bitti, 1 Mayıs tarihinde burayı boşaltacaksınız’ diyor. Buradan bütün Türkiye’ye sesleniyoruz. Hem sosyal konut projeleriyle, hem güçlü bir sosyal devlet inşasıyla, özellikle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysan ‘İşin yoksa aşın yok’ demeyeceğimizi, ‘Evin yoksa girecek bir çatın yok’ demeyeceğimizi, hem temel vatandaşlık geliriyle herkesin minimum bir gelire sahip olacağını hem de herkesin bir çatısı olacağını, herkesin yaşlılıkta da kendisini güven içinde hissedeceğini, bu devletin onlara sahip çıkacağını söylüyoruz. Dünyada bunu siyasi akrabalarımız çatır çatır yaptılar. İktidara gelelim, kimseyi muhtaç bırakmayacağız ve kimseyi geride bırakmayacağız.”
“MADENCİLERLE SORUNLARI VAR”
“Emekliye acımayanlar işçilere acır mı? Acımaz. Bu elimdeki baret madenci bareti. Bu baretle Soma faciası olmadan önce, yani 13 Mayıs 2014’ten 15 gün önce Dünya İş Kazalarını Önleme Günü’nde kürsüye çıkıp olabilecekleri söylemiştim. O gün dinlemediler. Önergeyi reddettiler. Faciadan sonra ‘Facia niye oldu?’ diye komisyon kurulsun diye aynı önergede bizimle birleştiler. O gün bugündür bizim madencilerle aramızda bir bağımız, bunların da halen madencilerle bir sorunları var. Soma’da geride kalanlara demişlerdi ki… Daha doğrusu Soma’ya üç çeşit söz vermişlerdi. Ölenlerin ailelerine verilen maddi sözler tutuldu ama adalet sözünü tutmadılar. Soma’ya adaleti tesis edecek bir hakimi götürüp, yerine ölenleri suçlayacak birini getirip, Yargıtay oyunlarıyla filan kişi başına 5,5 gün yatanları saldılar. Anaların yüreğini yaktılar. Ama geride kalan madencilere verdikleri sözleri; hem iş güvencesiyle ilgili, hem de diğer sözlerin hiçbirini tutmadılar. Yedi yıl mücadele etti madenciler, yedi yıl. İşten çıkarılanlar tazminatlarını almak için, kolu - bacağı kopan tazminatını alabilmek için, ciğerleri sönmüş olan tazminatını alsın diye yedi yıl koştular. Normal sendikalarla bu mücadeleyi veremedikleri için Bağımsız Maden-İş diye bir sendika kurdular. Bu sendika Somalı mağdur işçilerin önüne düştü. Gün oldu Ankara’ya kadar yürüdüler. Gün oldu yalın ayak yürüdüler. Gün oldu dondurucu soğukta çıplak yattılar, seslerini duyurmak için. Her geldiklerinde önlerine Süleyman Soylu jandarmayı dikti, polisi dikti. Tahir Çetin ve Ali Faik İnter, Süleyman Soylu Manisa’da söz verdiği halde Gölmarmara’da ‘Takip edeceğim, hakkınızı vereceğiz’... Ankara’ya girişte karşılarına polisi diktiği için yedi gün - yedi gece orada uykusuz durdular. Sonra Manisa’ya dönerken, Soma’ya 15 kilometre kala trafik kazasında hayatlarını kaybettiler. Tahir Çetin o sendikanın Kurucu Genel Başkanı. Ayağında zor ayakkabısı olan bir Genel Başkan. Aidat toplamayan, çünkü aidat toplayacak maaşı alacak üyesi olmayan, işten atılmış, mağdur madencilerin sendika başkanıydı. Canıyla ödedi. Ali Faik İnter, babasını 10 yaşındayken kaybetmişti. O da canıyla ödedi. O sendikanın savunduğu işçilerin hakları bu trafik kazasından sonra, bu çocukların mağduriyeti bu kadar net ortadayken, canlarıyla ödedikleri için o gün haklarını aldılar.”
“EKMEĞİNİ SAVUNAN MADENCİLERİ GÖZALTINA ALDILAR”
“Şimdi o sendika Eskişehir’de, Doruk Madencilik işçilerinin yanında, Bağımsız Maden-İş sendikası. Doruk Madencilik’e 2016’da FETÖ’den el konuluyor. 2023’te TMSF’den bunlara satılıyor. Satılırken TMSF, işçilerin haklarını, tazminatlarını vereceğine bunu şirkete bırakıyor. Şirket de öldür Allah kimsenin hakkını vermiyor. Şimdi aylardır maaş alamayan, ücretsiz olarak izne çıkarılan Eskişehirli Doruk Madencilik’ten madenciler gördüğünüz mücadeleyle ite kaka Enerji Bakanlığı’nın önüne kadar geldiler. Orada ellerine baretlerini aldılar. Baretlerini böyle yere vurdular. Üstlerini çıkardılar. ‘Açık, açıktayız, sahip çıkın’ dediler. Açlık grevine giriştiler. Ne oldu biliyor musunuz? Ayağı çıplak, çıplak ayakla yürüyen, elinde baretiyle çocuğunun ekmeğini savunan 110 madenciyi bugün gözaltına aldılar. Buradan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne sesleniyorum. Bu sarı baret, 12 yıl önce 301 madenci ölmeden önce size bir şey anlatmaya çalışıyordu. Tahir Çetin’in ve Ali Faik İnter’in elinde haksızlığa uğrayan madencileri savunuyordu. Ama dinlemediniz, hayatlarıyla ödediler. Şimdi bu sarı baret Ankara’da Eskişehirli madencileri savunuyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sendikalaşmaya engel olan tüm yasal düzenlemeleri işçi lehine değiştireceğiz. Aynı 12 Eylül darbesinden önce nasıl dört işçinin üçü sendikalı ve grev hakkı varsa, grevli sendikal haklara sahipse onu getireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi madencinin yanındadır, arkasındadır. İktidarımızda bu sarı baretler iş güvencesinin, işçinin güvenliğinin ve mutlu emekçilerin başında duracak. İktidarımızda hiç kimse baretini hak aramak için yere vurmak zorunda kalmayacak. Söz veriyoruz.”
“GERÇEK YANILTICI BİLGİYİ PAYLAŞAN BAKAN HALA MAKAMINDA”
“Şimdi devletteki yozlaşmaya ve birilerinin haklı, birilerinin haksız çıkmasına, bir örnek vaka üzerinden tüm Türkiye’ye bakmaya geldi sıra. Basit, net ve bir o kadar açık. 29 Ekim 2025, ‘sıradan, basit, boşuna ölümler ülkesi’nde sıradan bir gün. Gebze’de yedi katlı Arslan Apartmanı çöküyor. Anne, baba, iki çocuk hayatını kaybediyor. Bütün mahalle boşaltılıyor. O sırada Makina Mühendisleri Odası’nın ‘Bu metro inşaatı yüzünden bu apartmanlar çöker’ raporu ortaya çıkıyor. Bunun üzerine bunu Gazeteci Alican Uludağ haberleştiriyor. Diyor ki ‘Makine Mühendisleri Odası ‘yüksek riskli’ demişti. Rapor sonra çıktı, gördük. Vatandaşlar CİMER’e şikayet etmişti. Bakanlık dinlemedi, bu facia geldi’ diye bir haber yapıyor. Bunun üzerine Ulaştırma Bakanı önce o gün yalanlama yapıyor. Ama birkaç gün sonra da Alican Uludağ hakkında ‘gerçek dışı, halkı yanıltıcı bilgiyi yayma’ suçundan soruşturma açılıyor. Şu anda da Alican Uludağ benzer habercilik faaliyetlerinde yaptığı, iktidarı rahatsız eden haberler yüzünden, ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan Silivri Cezaevi’nde yatıyor. Suçu; ‘yanıltıcı bilgiyi yayma.’ Ulaştırma Bakanı, 19 Kasım günü arkadaşlarımız Plan ve Bütçe Komisyonu’na girerken sorunca, sıkıştırınca ‘O kazanın metro ile hiçbir ilgisi yok, bu kadar açık söylüyorum’ diyor. Şimdi elimde Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı bilirkişi raporu var. ‘Taksirli birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına sebebiyet. Suç tarihi: 29 Ekim 2025. Yer: Gebze. Verilen süre: 30 gün. Rapor: Tünel kazılarının başlamasıyla birlikte, yeraltı suyu seviyesindeki değişimlerin de olası etkisiyle, tünel üstü bina arasında kalan zeminde hacim kaybı oluştuğu, 2025 Ekim ayının sonuna doğru zeminde oluşan hacim kaybının bina stabilitesini etkileyebilecek büyüklüğe ulaşmaya başladığı, sonunda da bina temellerinin zeminde olan temasının kaybolması neticesinde 29 Ekim 2025’te stabilitenin tamamen yitirilmesiyle birlikte binanın aşağı yönde çökerek devrildiği kanaatine varılmıştır.’ Bunu haber yapan, bu bilgiyi haber yapan, ‘yanıltıcı bilgiyi yayma’ suçundan soruşturma geçirdi. Benzer haberlerinden dolayı içeride tutuluyor. ‘Çökmenin metro inşaatıyla ilgisi yok’ diyen Bakan, yani gerçek yanıltıcı bilgiyi bakanlık yetkisiyle, etkisiyle tüm Türkiye’ye uyduran o makamda oturmaya devam ediyor. İşte AK Parti’nin kara düzeni budur. Al aşağı edeceğimiz düzen budur. Buradan Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak, Alican Uludağ’ı ve yaptıkları haberler yüzünden cezaevlerinde olan 17 gazeteci arkadaşımızı en büyük dayanışma alkışlarıyla selamlıyoruz.”
“REJİM, HAKKINI VE ÇIKIŞ ARAYANLARA SAVAŞ AÇMIŞ DURUMDA”
“Soma’da, Ermenek’te, İliç’te, Gebze’de, Dilovası’nda, Kartalkaya’da rejim kendi suçlularını koruyor. Bu yozlaşma Türkiye’yi ‘kolay ölümler ülkesi’ haline getirdi. Devleti bu hale getirenler istedikleri her şeyi yapıp, asla hesap vermeyecekleri bir düzeni kurdular. Nasıl ki hakkını arayan herkes rejime tehdit görülüyorsa, bu yönetime karşı seçim kazananlar, bu yönetimi değiştirmeyi taahhüt edenler de tehdit olarak görülüyor. Tıpkı 19 Mart darbesinde Ekrem Başkan’a ve arkadaşlarımıza yapılanlar gibi. Bu iktidara göre Türkiye’de cezalandırılması gereken tek suç, AK Parti’ye karşı demokratik tehdit oluşturmak; muhalefet eden kim varsa susturmak, ya hapse atmak, ya da bir şekilde bertaraf etmek. Gazeteciler, sendikacılar, siyasetçiler cezalandırılıyor. Bu rejim, hakkını arayan millete karşı ve çıkış yolu arayan siyasete karşı savaş açmış durumda. En son hedef Ataşehir Belediye Başkanımız olmuştur; Onursal Adıgüzel. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir evladı. Çocukluktan partide büyümüş, gençlik kollarında çalışmış, Cumhuriyet Halk Partisi’nin her kademesinde görev almış, ön seçimle milletvekili olmuş, üç dönem görev yapmış. Kendi isteğiyle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarına inanıp, milletvekili adayı olmamış. ‘Kazanırsam yürütmede görev alırım’ demiş. Kazanamamışız, mücadeleye devam etmiş. Belediye başkan adayı olmuş. AK Parti’nin Kadıköy’den koparıp kendine ayırdığı Ataşehir’de aday gösterilip, yüzde 56 rekor oyla; hem de ittifaksız yüzde 56 ile başkan seçilmiş.”
“HİÇBİR İDDAA, TEK BİR KANIT YOK”
“Onursal’ın hak yemediğini, kimsenin hakkını yedirmediğini bilmeyen yoktur. Dün sorgulandı kendisi. En son değil, aralarda bir yerde. Hiçbir iddia yok. Tek bir kanıt yok. Zaten bir manası yok ama yalandan bir HTS kaydı da yok. Ne baz vermiş, ne yanlış birine selam vermiş. Hiçbir şeyle ilişkilendirilmemiş. Bırakın teknik takip, dinleme bilmem ne hiçbir şey yok. ‘Ne suçum var?’ ‘Sen suç örgütünün başısın. Bazıları suç işlemiş olabilir, suç örgütünün başı olduğu için öbür suçlamalardan da sorumlu olacaksın.’ Yani Ataşehir Belediye Başkanı’nı tutuklayacak bir şey bulamamışlar. Ataşehir suç örgütü, düşünün ki belediyenin çalışanları aynı şemayla suç örgütünün şemasında. Belediye başkanı da bu suç örgütünün başında. Bunun üzerinden Onursal Adıgüzel’i almaya, tutuklamaya ve genç bir siyasetçi üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşüne yeni bir engel olmaya, çelme çakmaya çalışıyorlar. Dün Ataşehir’e gittik, bir gün içinde karar verilmiş bir toplantıda Ataşehir’de o görülmemiş mahşeri kalabalığı gördük. Onursal’ın adı geçtiğinde nasıl destek gördüğünü, ona bu iftirayı atanların nasıl tepki gördüğünü gördük. Öyle bir noktadayız ki, ya kötülük kazanacak ve geriye hiçbir şey kalmayacak. Ya da direnenler ve mücadele edenler kazanacak. Göreve geldiklerinde ‘Şafak operasyonları bitecek’ diyenler CMK madde 118’e ‘Konutta, iş yerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vakti arama yapılamaz’ maddesini koyanların bir yıldır ne yaptıklarını görmüştük. Bu İçişleri Bakanı geldi, ilk söz ‘Artık şafak operasyonları olmayacak’ dedi. Dedik ki, ‘Keşke, keşke’ dedik. Ama Onursal’ın evine Allah için şafak vakti gelmediler. Gece 01.00’de, gece 01.00’de geldiler. Kendi dönemlerinde çıkmış ‘Efendim Avrupa Birliği uyum süreci, yok Kopenhag kriterlerini bırakır, Ankara kriteri yaparız’ diyenlerin yazdıkları ama mafya olduğunda uyguladıkları, suç örgütüne uyguladıkları, bilmem neye uyguladıkları ama iş CHP olunca uygulamadıkları kanun maddesini bir kere daha bu İçişleri Bakanı taahhüt ettiği için hatırlatıyorum. Bir medet umduğumdan da değil bu vakitten sonra. Bir kez daha uygulamadılar.”
“MİLLET İFTARAYA DEĞİL, NAMUSLU ARKADAŞLARIMIZA İNANMAKTADIR”
“Esas mesele şu arkadaşlar. Ne zaman ki yerel seçimleri kazandık, Türkiye’nin birinci partisi olduk. Yönetimin seçimle gideceğini gösterdik. O gün bugündür huzurumuz yoktur. O gün bugündür saldırı altındayız. Bizimle siyasi rekabet edemeyen, hizmette yarışamayanlar, partilerinin gençlik, kadın kollarına, ana kademesine güvenmeyenler; AK Parti yargı kollarıyla üzerimize saldırmaktadır. Onlardaki esas korku, Allah korkusu yerine sandık korkusudur. Her türlü suça bulaşmışlar ama bunları işlerken Allah’tan korkmamışlar. Şimdi sandıktan ve sandıktan sonra ortaya çıkacak hukuk devletinden korkmaktadırlar. 397 gündür Türkiye’nin huzurundan ve refahından çalıyorlar. Ellerinde Ekrem Başkan’ı mahkum edecek hiçbir kanıt yoktu. Sekiz ay eşelediler, deşelediler, orayı kazdılar, burayı sordular. Bomboş bir iddianame ile rezil oldular. Şimdi Ekrem Başkan her gün bir yalanı çökertirken, ortaya çıkan psikolojik ortamla bir başka mahkemede, Aziz İhsan Aktaş yargılaması 700 yılla yargılanan kişi serbest gezerken, iftira attıkları içerideyken en son Aziz İhsan Aktaş’ın mal varlığındaki tedbiri de kaldırdılar. Yani ‘Bu paraları dilediğin gibi harcayabilirsin’ dediler. ‘Her şeyi yapabilirsin’ dediler. Ama bir yandan da daha dün 12 tane iftiraya bulaşmış kişi, yani ‘At imzayı suçla birini, kurtar kendi’cilerden 12’si pişman olduğunu, ifadesini geri çektiğini, artık şikayetçi olmadığını ifade etti. Yani hani ‘Alın bunu atın içeri.’ Konuşmuyor. ‘Oğlunu alın. 30 kişilik koğuşa 50’nci olarak koyun, konuşacaktır.’ ‘Kanser bu, alın götürün anasını ağlatın.’ Tam da gerçekten anasını ağlatmak için ha, laf olsun diye değil. ‘Mehmet Murat Çalık’ın anasını ağlatmak için bunları yapın. Eninde sonunda çözülecektir.’ ‘Alın Pınar’ı, atın bilmem nereye. Çocuğu kalsın 84 yaşındaki annesine. Çözülecektir.’ ‘Alın öbürünü, sürün Afyon’a. 20 kişilik koğuşta 40 kişi kalsın, yerde yatsın, tuvalet temizliğini o yapsın. Çözülecektir.’ Hiç kimse, onurlu, namuslu hiç kimse onlar bu zulmü yaptı diye çözülmezken, bu kötülüğü yapanlar çözülmektedir. Parça parça dökülmektedir. Gerçekler ortaya çıkmaktadır. Millet iftiraya değil; namuslu, şerefli, görevini yapan arkadaşlarımıza inanmaktadır.”
“ASRIN YOLSUZLUĞUNA NE OLDU? HANİ İSPATLAYACAKTINIZ?”
“Kendileri yıllar önce tüm bu suçlarla suçlanıp bir gün bile gözaltına alınmayanlar, bir gün bile tutuklu yargılanmayanlar, aldıkları cezayı bile telefonla davet edilerek cezaevine gidip kendini koğuş arkadaşı seçenler, bugün kendinden sonraki Cumhurbaşkanına bu büyük kumpası kurarak görevi teslim etmemek, iktidarı vermemek, seçimde karşısındaki rakibi kendisi belirlemek ve bin bir kötülükle bir seçim daha kazanmak için elden geleni yapmaktadırlar. Bir yanda ‘Efendim 591 tane AK Partili belediyeye de soruşturma izni verdik.’ Bir gözaltı yok. Bir ifadeye çağrılma, bırakın polisle çağrılmayı, eve baskın yapılmayı, gidip de kapısı çalınıp ‘Sizi savcı çağırıyor’ demek yoktur. Eldeki dosyaları alıp, üstüne oturup yıllardır Melih Gökçek’i koruyanlar, metal yorgunluğu diye istifa ettirdiklerine ‘Ederse istifa kendi kendine eder, yoksa yapacağımızı biliriz’ diyerek kimsenin bir belediye başkanını görevden alma yetkisi yokken, ‘FETÖ’cüsün’ ya da ‘Hırsızsın’ imasıyla istifa ettirdikleri Gökçekgiller’e kime oynaya oynaya kimi ağlaya ağlaya görev bırakanların bir tanesini bir savcı çağırıp da bir şey sormamıştır. ‘İstifa etmezsen ben gereğini yaparım’daki o gereği kimse yerine getirmemiştir. Ama millet, bir yanda pişkin pişkin Melih Gökçek’e bir soru sorulmazken ömrünü Ankara’ya vakfetmiş Mansur Yavaş’ın sürekli ıvır zıvır şeylerle ‘Soruşturma izni verdik. Verin son dakika, kaygı yaratın, tahribat yaratın. Mansur Yavaş’a da acaba bir şey olacak mı diye endişe yaratın’ çabalarını görmektedir. Buradan açıkça söylüyoruz; biz gücümüzü sadece ve sadece milletten alıyoruz. Ne atadığımız başsavcılardan, ödüllendirdiğimiz adalet bakanlarından, onların iftiralarından, ne mafyadan, ne suç örgütü bağlantılarından, ne oradan ne buradan. Tek başına milletten alıyoruz. Bunun için de açık açık soruyoruz. Korkmuyorsanız, getirin seçim sandığını. Üç yıl geçmiş, iki yıl kalmış. Sandığı koyun, millet karar versin. Biz hırsız mıyız, yoksa siz iftiracı mısınız? Millet karar versin. Yargılanmaktan asla kaçmıyoruz. Ama ne tutuklu yargılamayı ne gazetecilerin bir haber yapmasının zorlaştırıldığı cezaevi içinde, Nazi kampı içinde gibi yapılan yargılamayı hak etmiyoruz. Bunun için ‘Özgüvenimiz yüksek, canlı yayında sorun soruyu alın cevabı’ diyoruz. Buradan soruyorum, AK Parti’nin ve MHP’nin kıymetli seçmenine soruyorum. Kendimize güvenmesek, 4 bin sayfa iftiranameden korkacak olsak, ‘Kimseye görünmeden bu iş bitsin’ deriz. Biz canlı yayın istiyoruz, onlar artık mahkeme salonunun önünden anons bile çekmiyorlar. Nerede o bir yıldır yalanların üstünde tepinenler? Nerede A Haber, nerede TGRT Haber? Hani ne oluyor Silivri’de? Hani asrın yolsuzluğuna ne oldu? Hani ispatlayacaktınız? Onun için buradan milletimize sığınıyoruz ve diyoruz ki; getirin bakalım erken seçim sandığını, millet karar versin, kim doğru söylüyor kim yalan söylüyor?”
“KOYALIM SANDIĞI, MİLLET SESİNİ DUYURSUN”
“Tabi bunlar erken seçimden kaçınca bir sandık lazım bize. Koyalım milletin önüne duyursun sesini. Ki geçmişte de var örnekleri. Erken seçimin gelmesine vesile olsun. Anayasada açık hüküm var. Anayasa 78. ‘30 ay geçtikten sonra ara seçim yapılır.’ İlk 30 ayda yapacaksan yüzde 5’lik boşluk aranır, sonra ara seçim yapılır. Buradan çok net söylüyorum, çok net. Hatay bizce dolu, ama boş derseniz, orayı yine Can Atalay’la doldururuz. Afyon’da Kastamonu’da, Kırıkkale’de, Adıyaman’da, Kocaeli’nde ve İstanbul birinci bölgede, İstanbul’da iki, diğerlerinde birer tane milletvekilliği boştur. Şunu açıkça hatırlatırım ki; o boş olan yerlerde son seçimde AK Parti açık ara birinci partiydi. Adıyaman’da da Kocaeli’nde de. İstanbul birinci bölgede de Afyon’da da. Şimdi diyoruz ki ‘Gelin o birinci olduğunuz yerlerde ara seçim yapalım. Burada.’ Bu seçimden kaçıyorlar. Çünkü milletin sandığı ilk bulduğunda ne yapacağını biliyorlar. Çünkü onlar da biliyor ki artık Adalet ve Kalkınma Partisi ne buralarda ne hiçbir sandıkta birinci parti değil. Ve onlar da görüyorlar ki kurulduğu günden beri Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisi. Bu konuda 12 liderle temas ettim. Tamamı da ara seçimin bir anayasal zorunluluk olduğuna, erkense erken, araysa ara hiçbir seçimden kaçmadıklarını söyledi. Yarın Sayın Meclis Başkanı’na bu konuda ziyaretimiz olacak. Öncesinde uzun süredir bu konuda hiçbir söz söylememişti Sayın Bahçeli. Geçen hafta bir soruyu yanıtlayıp, ‘Seçimler zamanında olacak’ deyip erken seçime yanıt vermişti kendi. Bugün ‘Ne erken ne ara seçim’ deyip ara seçime karşı olduğunu söylemiş. Her partinin fikrine, görüşüne saygım var. Ama buna itirazım var. Şundan dolayı. Sayın Bahçeli erken seçime karşı olabilir, söyleyecek sözüm yok. İttifakın bileşendir, toplamlarının bile AK Parti-MHP oyunun eski AK Parti oyunu vermediğini bilmektedir. Yapılacak seçimin kayıp olduğunu görmektedir. ‘Erken seçime karşıyım’ diyebilir. Karşı olurlar, biz istemeye devam ederiz. Sandığa kavuşunca sözü millet söyler. Ama ara seçime karşı olunmaz. Ara seçime karşı olmak, anayasaya karşı çıkmaktır. Geçmişte Alparslan Türkeş’in kaçmadığı sandıktan, Devlet Bahçeli’nin sakınması doğru değildir. Süleyman Demirel’in, Turgut Özal’ın kaçmadığı sandıktan bugünkü Cumhurbaşkanı’nın kaçması milletin gözünden kaçmamaktır.”
“MİLLET BİZDEN BU GÖREVİ BEKLİYOR”
“Biz ara seçimi bir zorunluluk olarak görüyoruz. Baktığınızda bizim için en dezavantajlı yerlerdedir. Ama millet bizden bu görevi beklemektedir. Şöyle diyorlar; ‘Efendim daha çok milletvekilinin istifasıyla yer boşalsın. Öyle yapın.’ Bugün oraya - buraya yazdırmışlar. Buna cesaret edemiyorlar. Açıkça söylüyorum Sayın Bahçeli’ye, Sayın Erdoğan’a, AK Parti’ye, onlar için yazan, çizenlere. Ara seçimin tarihini ilan edin, ara seçim yapacağınızı tüm istifaları kabul edeceğinizi, orada çeşitli çakallıklarla ve bir takım numaralarla ara seçimi engellemeyeceğinizi söyleyin; 30 değil, Türkiye’nin en geniş coğrafyasına ara seçim sandığı koymak için 50-55 milletvekilinin istifasını getirmeyen namerttir. Hodri meydan. Buradan büyük bir özgüvenle söylüyoruz. Ara seçime de varız, genişletilmiş ara seçime de varız. Erken seçime dünden razıyız, bugünden hazırız biz. Hodri meydan, güvenen çıksın karşımıza. Oy oy, zarf zarf, sandık sandık kazanacağız. Köy köy, kasaba kasaba, teker teker çalışacağız. Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Kurduğumuz ülkeyi 100 yıl sonra bir daha kurtaracağız. Hodri meydan. Korkmayan çıksın karşımıza. Var mısınız? Hepinizi saygı ile selamlıyorum. Yolumuz açık olsun, yolunuz açık olsun.”
25.11.2023
20.09.2023
29.07.2023
21.07.2023
26.05.2023
03.04.2023
08.03.2023